About yurderi

Erol Yurderi 1949 yılında İzmit'te doğdu. 1972'de İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümünü bitirdi. 1968 yılında spiritüel bilgilerle tanıştı. Yoganın bir türü olan “Hatha Yoga”ya ise, 1971 yılında üniversite yıllarında, Müheyya İzer'den ders alarak başladı. 1974 yılında Hintli yogi Raj Balaram'dan özel ders alarak ilerledi. Yine aynı yıl Transandantal Meditasyon öğrendi. 1976 yılında İsviçre'ye giderek, Maharishi Avrupa Araştırma Üniversitesi'nde (MERU) staff olarak çalıştı. Oradan “Yaratıcı Zeka Bilimi” öğretmenliğini aldı. Türkiye'ye döndüğünde Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesine girdi. 1981-1983 yıllarında, Boğaziçi Üniversitesinde, birinci sınıf öğrencilerine spor dersleri icinde bir branş olarak, 2 sene yoga dersleri verdi. 1984 yılında üniversiteden ayrıldıktan sonra kendini tamamen yogaya veren Erol Yurderi, bugüne kadar bir çok öğrenci yetiştirmiştir.Yoga ve diğer Alternatif terapilerle ilgili çeşitli makaleleri bulunmaktadır. Ayrıca, "Kendini Tanıma" konusunda grup çalışmaları da yapan Erol Yurderi, gruplara ve kişilere özel olarak "Hatha Yoga" dersleri vermektedir.

COVID-19’U TERSTEN OKUMAK

Ve şimdi üzerinde rahatça dolaştığımız ayağa kalktı ve kükredi. Bu bir öfkemiydi? Yoksa üzerinde yaşamalarına olanak sağladığı varlıkların yüzlerce yıldır yaptığı eziyetlerin sonucu oluşan bir haykırışın sesi miydi? Ne derseniz deyin yerkürenin dengesi uzunca zamandan beri bozulmuştu. Bu nedenle üzerindeki tüm ağırlıkları çıkarmaya başlamıştı. Yaşanılan pandemi bir sebep değil bir sonun başlangıcıydı belki insanoğlu için. Tabii gerekli mesaj alındıysa…..

Ne Ekersen Onu Biçersin…

Bu ilahi yasa var olalı hiç değişmedi. Aslında benzer deyim atalarımız da söylemiş. İyilik eken iyilik, kötülük eken kötülük biçer diye. 21. Yüzyıla geldiğimiz bu dönemde teknoloji sürekli gelişmekte ve ilerlemekte. Neredeyse hemen her gün yeni bir icat yeni buluşlarla karşılaşıyoruz ya da duyuyoruz.. Post modern tüketim anlayışı Dünya geneline hakim olmuş durumda ve kapitalizm tüm vahşiliğince yer yerde salık vermekte. Slogan şu “Ne kadar tüketirsen o kadar mutlu olursun”, ne kadar kola içersen o kadar mutluluğu hissedersin . Mutluluk kavramı tüketimle özdeşleştirilmiş ve reklamlar her gün bunu milyonlarca insana pompalıyor. Bir taraftan artan üretim sistemleri, bir taraftan aşırı ve gereksiz tüketim ve diğer taraftan sürekli bunu pompalayan bir sistem doğayı, çevreyi tahrip ederken aynı zamanda doğal kaynakların tükenmesi ve nihayetinde dünyanın fiziksel dengelerinin değişmesine yol açacak kapıları açtı.

İnsan kendini adeta yeryüzünün tek sahibi tek efendisi zannetti ve hala da öyle zannetmekte. Her şeyi kontrol edebileceğini ve yöneteceğini düşünmekte ancak geldiğimiz nokta bunun öyle olmadığını gösterdi ve göstermeye devam etmekte. Bu pandemi aslında her şeyin birbirine bağlı olduğunu canlı cansız tüm sistem içinde tüm varlıkların bir denge ve ahenk içinde var olması gerektiğini gösterdi aslında. Dünya iklim değişimi, küresel ısınma, yaşanan doğal afetler,Dünya’nın değişen manyetik alanı, depremler, artan açlıklar, yoksulluklar, ölümler, felaketler ve hastalıklar bu oluşan dengesizliliğin tekrar dengeye gelmesi için olamaz mı? Sizce gerçekten yeryüzü sahipsiz mi? Yerküremiz bu evren içinde insanoğlunun tüketimi için sunulmuş bir ortam dışında başka bir görevi olamaz mı? Şu anda gezegenimiz güneşin etrafında saatte 40000 km hızla dönmekte ve bu bir saniye geç ya da erken olursa Dünya’nın dengesinin nasıl değişeceğini bilebiliyor musunuz? Hastalıklar bir neden değildir bir sonuçtur ve bir çok fiziksel hastalığın nedeni psikolojik ve sosyolojik olabilmektedir. Bazen midemizde çok büyük kasılmalar ya da sıkışmalar olur, aslına baktığınızda gireceğimiz bir sınav ya da düşüncemizde yarattığımız bazı korkulardır bunun sebebi. Maalesef Dünya’mız da hasta hem de hastalığı gittikçe ağırlaşmakta. İnsanoğlunun bencil, sorumsuz yaşam tarzı ve düşünce anlayışı bu hale getirdi. Ne acıdır ki; mevcut dinler ve buna bağlı olduğunu söyleyen milyonlarca insan olmasına rağmen açlıktan ölen, yoksulluktan sürünen milyarlarca insanın olması, inandığını söyleyen insan açısından onların aslında Yaradan’ı unutmuş bir şekilde yaşam sürdürdüğünü göstermektedir.

Covid-19 Olmasa Her Şey Düzelecek miydi?

Hayır, bu söylediklerimiz aynen devam edecekti ve etmekte de zaten… İnsanoğlu değişmediği sürece hiçbir şey değişmeyecek. Üstelik daha da kötüleşecek. Covid-19 bitecek belki ama 20,21 çıkacak ya da başka olaylar. Dedim ya dengesizlik dengeyi bulana kadar belki de karalar deniz; denizler karalar bile olabilir. İnsanoğlu kendi eliyle bozduğu düzeni ancak yine kendi eliyle düzeltebilir eğer isterse. Tüm varlıkların birlikte, insanın insana farksızlığını ortaya koyacak doğru yaşam bilgilerini bulana ve bunları yaşama geçirinceye değin bu hengame sürecek sanırım. Bunu gerçekten istiyor muyuz? Buna hazır mıyız ? Peki ama nasıl olacak bu anlayış değişimi? İsterseniz onu da sonraki yazılarımızda aktaralım……

Burada tekrar kendimize şu soruları sorarak konuyu pekiştirelim: Bu hastalık tesadüf bir şekilde mi ortaya çıktı? Covid-19 insanoğluna neler öğretebilir? İnsanlık mutlu mu bu düzenle? Yaşanılan Dünya modeli insanlığı barışa, huzura esenliğe götürebilir mi? Yerküremizin dengeleri nasıl ve neden değişti? Bir bütünün parçası nasıl olabiliriz?

Tekrar görüşmek üzere, esenliklerle kalın.

Doç. Dr. Vahap Önen

Rumuz : Bay Arı..