BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

SORUNLARDAN DERS ALMAK

Her insanın hayatında çözülmesi gereken, bedensel, duygusal, zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklar veya sorunlar olabilir. Çoğu insan bu rahatsızlıkların sebebini araştırır. “Niçin bu durum benim başıma geldi?” diyerek yakınır durur. Bu düşünce tarzı ile sorunlar daha da büyür; hatta gerçek sorunlar başlar. Önemli olan, bir problemin niçin ve ne şekilde başımıza geldiği değil, onunla nasıl başa çıkacağımızdır.

Güçlü insan, sorunlara yoğunlaşır, çaresiz duruma düşmez. O, sorunları kişisel gelişim yolculuğunu aydınlatan bir rehber olarak görür. Bunu başaran kişi için artık  sorun da yoktur. Güçlü insan da gün gelir ağır problemlerle karşılaşır ve bu problemler yüzünden hayatı felç olabilir. İster maddi kayıplar, ister sevdiklerinin kaybı olsun, insan büyük olaylar karşısında kendine biraz daha yaklaşır.

Sorunları acıya dönüştüren insanın kendisidir. Acı duyma kişisel bir tepkidir. Bu acı, başkalarının olumsuz tutumları yüzünden ortaya çıkmaz. Acıyı ortaya çıkaran, sorunsuz bir hayat yaşama arzusudur. Oysa sorunlar ve acılar, farkında oluş ve uyanış için dinamik bir güçtür. Diş ağrısı olmasa, dişimizin çürüdüğünü nasıl anlayabiliriz? Aynı şekilde duygusal bakımdan çektiğimiz acılar olmasa nasıl tekâmül edebiliriz. Bu yüzden sorunların varlığına yoğunlaşmaktan ziyade, onlardan öğrenebileceklerimiz üzerinde durmamız gerekir. O zaman sorunun değil, çözümün bir parçası oluruz.

Çoğu insan acılardan kaçarak her zaman neşe içinde yaşamaya çalışır; ama bu arzu denge yasasına aykırıdır. Bilindiği gibi, her sistem bulabildiği herhangi bir yolla dengeye kavuşmak ister. Evrende neşe varsa, acı da olacaktır. Neşeyi isteyen aynı zamanda acıyı da istemiş olmalı. Bunun gibi hayat da dengelenmiş kutuplardan oluşur.

İnsanın başına ne gelmişse, onun tekâmülü içindir. Evrende sebepsiz hiçbir şey olmaz. Sorunlar insanın güçlenmesi için vardır. Fırtınalı denizlerde büyük kaptanlar yetişir. İşte gerçekleri fark edemeyen insan kendi kendine sorun olur. Sorun, düşük bilinç merkezinde olmaktır. Vadiden bakan kişi kendini çevreleyen güzellikleri fark edemez. Acılara gelişme fırsatı olarak bakan kimse, her zaman denge insanıdır. Bilge kişiler, kavgalı ve ıstırap dolu ortamlarda bile dengelerini korurlar.

O halde, sorunlarla karşılaşan kimse bunların kaynağını dış dünyada değil, kendinde aramalı. Başka bir ifade ile herkes sorun olarak kendini görmeli. Başkasını sorun olarak görmek, o kişiye doğru gereksiz enerji harcanmasına sebep olur. Esas sorun, sorun çıkaran kişiyle nasıl ilişki kurulduğudur.  İnsan çekmiş olduğu acıları yine kendisi tamir edebilir. O güç her insanda vardır. Bu acıyı dindirme süreci, kişiyi güçlendirir.

Bilgelik yolculuğundaki kişi yükünü bir kenara atmaz, onun değerini bilir. Bu yükün veya sorunların içi fırsatlarla doludur. Sorunlar, gelişimin bir parçasıdır. Geçmişte yaşadığımız acı dolu olaylar gelişmemizin yolunu açmadı mı? Unutmayalım: Eğer istediğimiz şey olmazsa daha iyisi olacaktır. Evren iyi olduğu için içindeki olaylar da iyidir. Bunu fark edelim.

(Dr. Zülfikar Özkan’ın “Bilgeliğe Yöneliş” adlı kitabından alıntıdır.)

Bilgeliğe Yöneliş

Dr. Zülfikar Özkan, Hayat Yayınları, İstanbul, 2000

Reklamlar

09/12/2009 Posted by | - Sorunlardan ders almak, RUHSAL GELİŞİM | , , , , | 2 Yorum

RUHUN YASALARI

DENGE YASASI: ORTA YOLU BULMAK

Nasıl yerçekimi evreni bir arada tutan bir yapıştırıcı ise, denge de evrenin sırlarının kapısını açan anahtardır. Denge; beden, zihin ve duygularımız, varlığımızın her boyutu için geçerlidir. Yaptığımız her şeyde, az ya da çok yaptığımızı bize hatırlatır. Yaşam sarkacımız ya da alışkanlıklarımız en uçlara gittiğinde diğer uca gitmemiz de kaçınılmazdır.

SEÇİMLER YASASI: GÜCÜMÜZE YENİDEN SAHİP ÇIKMAK

Özgür iradenin sorumluluğu hem yıkıcı hem yapıcıdır. Seçimin gücüdür bu. Geleceğimizi büyük ölçüde belirleyen şimdi yaptığımız seçimlerdir. Koşullarımızı her zaman kontrol edemeyiz ama tepkilerimizi seçebiliriz. Seçim gücümüze sahip çıktğımızda dünyada dolu dolu yaşama cesaretini de buluruz.

SÜREÇ YASASI: HAYATI ADIM ADIM YAŞAMAK

Süreç, her seyahatin küçük adımlarıdır. Adım adım her amaca ulaşılır. Süreç, zamanı aşar, sabrı öğretir, dikkatli bir hazırlanmanın sağlam temelini oluşturur. Ve ortaya çıkmayı bekleyen potansiyelimize güvenmeyi sağlar.

ŞİMDİ YASASI: ANDA YAŞAMAK

Zaman “geçmiş’ten geleceğe” uzanan bir paradokstur. Zamanın gerçekliği yalnızca zihnimizdedir. Zaman kavramı düşüncenin, dilin ve toplumsal fikir birliğinin bir ürünüdür. İşte daha derin bir gerçek: Yalnızca bu an var.

ŞEFKAT YASASI: İNSANLIĞIMIZIN UYANIŞI

Evren bizi yargılamaz; sadece sonuçları ve dersleri gösterir. Neden-sonuç yasasıyla bize öğrenme ve denge kurma olanaklarını sunar. Şefkat her birimizin o andaki inanç ve kapasite sınırlarımız içinde yapabildiğimizin en iyisini yaptığımızın anayışını kazanmaktır.

GÜVEN YASASI: RUHA GÜVENMEK

Güven, evrensel bilinçle doğrudan bağlantımızdır. Güven işittiğimizden, okuduğumuzdan, öğrendiğimizden daha fazlasını bildiğimizi bize hatırlatır.  Hepimizin içinde olan Evrensel Ruhun bilgeliğini, sevgisini hissetmek için görmemiz, dinlememiz ve güvenmemiz yeterlidir.

BEKLENTİ YASASI: REALİTEMİZİ GENİŞLETMEK

Enerji düşünceyi takip eder. Hayal edebildiğimizin ötesine değil, ona doğru gideriz. İnandığımız, beklediğimiz, umut ettiğimiz şeyler deneyimlerimizi yaratır ve renklendirir. Mümkün olabileceğini gördüğümüz en derin inançlarımızı genişleterek yaşam deneyimizi değiştirebiliriz.

ONUR YASASI: GERÇEK DOĞRULARIMIZI YAŞAMAK

Onur, ruhsal yasalarla uyum içinde yaşamak ve davranmaktır. Koşullar bize ne kadar karşı olursa olsun, onurlu yaşamak, içsel gerçeğimizi bilmek, kabul etmek ve ifade etmektir. Başkalarına söylediklerimizle değil, davranışlarımızla ilham vermektir.

EYLEM YASASI: YAŞAMI UYGULAMAK

Ne kadar hissedersek ya da bilirsek bilelim, potansiyelimiz ve yeteneklerimiz ne olursa olsun, yalnızca uygulamayla onları gerçekleştirebiliriz. Çoğumuz kendimizi adama, cesaret ve sevgi gibi kavramların ne olduğunu anlıyoruz. Ama ancak bunları uyguladığımızda ne olduklarını bilebiliriz. Yapmak, anlayışı getirir. Uygulamak bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.

DEĞİŞİM YASASI: DOĞANIN MÜZİĞİYLE DANS ETMEK

Doğanın ritmi, dönemleri, devreleri vardır. Mevsim dönemleri, yıldızların ritmi, gel git hareketlerinin devreleri gibi. Mevsimler birbirini itmez. Bulutlar gökyüzünde yarış etmez. Her şey kendi zamanında olur. Tıpkı yükselen ve alçalan okyanus dalgaları gibi.

TESLİMİYET YASASI: YÜKSEK İRADEYİ KUCAKLAMAK

Teslimiyet, açık kollarla bu anı, bu bedeni, bu hayatı kabul etmektir.  Teslimiyet, kendi yolunun önünden çekilerek, yüksek irade ile uyum içinde yaşayabilmektir. Teslimiyet, yüreğin bilgeliğidir. Teslimiyet, pasif bir boyun eğme değildir. Teslimiyet, her zorluğa ruhsal gelişim ve genişleyen farkındalık olarak bakabilmektir.

BÜTÜNLÜK YASASI: BAĞLANTIMIZI HATIRLAMAK

Dünyada farklı yaşamları olan farklı varlıklar gibi görünüyoruz. Ama her farklı yağmur damlası nasıl okyanusun bir parçasıysa her birimiz de farkındalık okyanusunun, Tanrı’nın bedeninin bir parçasıyız. Hepimizin bir olduğu yüce gerçeğinin derinliklerinde sevgiyi ve huzuru bul. Korku, kıskançlık ve öfkenin ağırlığını geride bırakarak, anlayışın kanatlarında uç. Şefkat ülkesine doğru.

(Dan Millman’ın “Ruhun Yasaları” adlı kitabından alıntıdır.)

Ruhun Yasaları

Dan Millman

Türkçesi: Nil Gün

Ötesi Yayıncılık

01/12/2009 Posted by | - Ruhun Yasaları, RUHSAL GELİŞİM | , | Yorum bırakın

HAK ÜZERİNE

“Biliniz ki O, kendine olan herşeyi yüceliğinden affeder. Yalnız, kardeşin kardeşe olan hakkını affetmez. Onu kardeşinden istemesini diler.”

(Rehber  Varlık)

İnsana yeryüzünde yaşama hakkını tanıyan Yüce Yaradan, ayrıca onun gelişip olgunlaşması  için çevresini de birçok imkânlarla kuşatmıştır.  Yaradanın, herşeyin temeline büyük bir adaletle koyduğu bu haklar herkes içindir.  Çünkü insanlık bir bütündür  ve birbirine karşılıklı haklarla bağlanmıştır. Bir insan için hak olan birşey, bütün insanlar için de haktır.  Bu hakların en başında yaşam hakkı gelmektedir. Yaşam hakkı, dünyayı paylaştığımız diğer canlılar için de geçerlidir.

Dünya tarihine şöyle bir baktığımızda yüzyıllardır insanoğlu sırf kendi çıkarı yüzünden birbirinin haklarına göz dikmiş ve sonuçta dünyayı yaşanmaz bir duruma getirmiştir. Sonuçta insanoğlu haklar konusunda çeşitli mücadeleler vermek zorunda bırakılmıştır.  Günümüzde de bu durum halen devam etmektedir. Görsel ve yazılı basında hergün hakların yendiği yeni bir haberle karşılaşıyoruz. Birçok güzel insan, yardım duyguları istismar edilerek maddi ve mânevi olarak sömürülüyor. Yetimin hakkı yeniyor, israf almış başını gidiyor. Açlık, sefalet ve yoksulluk artmış.  Kimse diğer insanların haklarını düşünmüyor.  Hakka riayet eden doğru insanların sayısı giderek azalıyor.

Aslında yaratılmışların en güzeli olan  insan, herşey için yalnız hakkı olanı almalıdır. İnce olan hak sınırına çok dikkat etmelidir. Adil olmayı, adil davranmayı, başkalarının hakkına saygı göstermeyi öğrenmek zorundadır. Kendine hak gördüğünü, başkalarına da hak görmelidir. Ve diğer insanların hakkını gönülden, isteyerek vermelidir.  Çünkü yeryüzü bir olgunlaşma yeridir.

Hak konusu açılınca hep Hz. Ömer ve onun hak ve adalet duygusunu anlatan şu olayı aklıma gelir.

“Hz. Ömer halife olduğu dönemde bir akşam çalışıyordu. O esnada bir misafiri geldi ve oturup sohbet etmeye başladı.

Hz. Ömer hemen ayağa kaktı ve yanmakta olan mumu söndürüp başka bir mum yaktı. Misafiri şaşkın gözlerle Hz. Ömer’e bakıyordu. Hiç bir şey anlamamıştı. Dayanamayıp sordu: “O da mum diğeri de mum. İkisi de aynı şekilde aydınlık veriyor. Niye birini söndürüp de ötekini yaktın?”

Hz. Ömer’in cevabı şu oldu:

“Söndürdüğüm mum, milletin parası ile alınmıştı. Özel işlerimi yaparken, arkadaşlarımla sohbet ederken onu kullanmaya hakkım yok. Bunun için o mumu söndürdüm ve kendi paramla aldığım mumu yaktım.”

Sizce daha fazla birşey söylemeye gerek var mı?  Bilmeyenlere, duymayanlara, bilipte uymayanlara, uygulamayanlara duyurulur!..

Erol Yurderi

23/11/2009 Posted by | - Hak üzerine, RUHSAL GELİŞİM | , , , | 1 Yorum