BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

YARATICI İMGELEME VE SAĞLIK

 

Yaratıcı imgeleme, sağlıklı olma ve bu sağlığı koruma  konusunda  sahip olduğumuz  en önemli araçlardan  biridir.

 

Tam  sağlıklı olmanın temel ilkelerinden biri, fiziksel sağlığımızı duygusal, zihinsel ve ruhsal durumumuzdan ayırmamaktır. Tüm düzeyler  birbirlerine bağlıdırlar ve bedendeki  bir “rahatsızlık”  hali daima bir çatışmayı, gerilimi, endişeyi ya da  varoluşun diğer düzeylerindeki  uyumsuzluğu yansıtır. Bu yüzden, fiziksel olarak hastalandığımızda bu, varlığımızın doğal  denge uyumunu yeniden kazanmak için yapmamız gereken şeyleri anlamak amacıyla duygusal ve sezgisel hislerimize, düşüncelerimize ve tutumumuza  derinlemesine bakmamızı söyleyen  bir mesajdır.  İçsel sürece uyum sağlayıp onu dinlemeliyiz.

 

Zihin ve beden arasında sürekli bir iletişim vardır. Beden fiziksel evreni algılar ve onunla ilgili zihne mesajlar yollar. Zihin ise  bu algılamaları kendi geçmiş deneyimlerine  ve inanç sıstemine göre yorumlar ve bedene, uygun olduğunu hissetiği şekilde tepki  göstermesi için işaret verir. Eğer zihnin inanç sistemi  (bilinçli ya da bilinçsiz  düzeyde)  belirli bir durumda hasta olmanın uygun ya da kaçınılmaz olduğunu söylüyorsa, o da bedene buna göre işaret verecek ve bedende  hemen uysallıkla hastalık belirtileri gösterecektir; gerçektende hasta olacaktır.  Kısacası tüm süreç; kendimiz, yaşam, hastalık ve sağlığın doğası hakındaki  en derin kavramlarımız ve fikirlerimizle yakından ilişkilidir.

 

Yaratıcı imgeleme, zihnimizden  bedenimize iletişim kurma biçimimize  gönderme yapar. Bu zihnimizde bilinçli yada bilinçsiz olarak imgeler oluşturma  ve sonra onları işaretler yada emirler şeklinde  bedene aktarma sürecidir.

 

Bilinçli yaratıcı imgeleme, bedenimizle  iletişim kurmak için, olumsuz, boğucu, gerçekten “hasta edici” olanlar yerine  “olumlu düşünce  ve imgeler yaratma” sürecidir.

 

İnsanlar, hastalığın bazı durum veya koşullarda uygun ya da kaçınılmaz bir tepki olduğuna inandıkları  için hastalanırlar. Çünkü hastalık  bir biçimde, bir sorunu onlar adına çözermiş gibi, gereksindikleri bir şeyi elde etmelerini  sağlarmış  ya da çözümlenmemiş ve dayanılmaz bir içsel çatışmaya umutsuz bir çözümmüş gibi görünür.

 

Buna bir kaç örnek verelim: Bulaşıcı bir hastalıkla “karşı karşıya kaldığı” için  hastalanan kişi (bunun  kaçınılmaz  veya  yüksek bir olasılık olduğuna inanmıştır), ebeveyni ya da ailesinin başka bir üyesiyle aynı hastalıktan  ölen  kişi (kendisini aynı örneği tekrarlamaya bilinç dışı programlamıştır), işten kaçabilmek için hastalanan ya da bir kaza geçiren kişi  (ya işte göğüs geremediği  bir durum vardır ya da  gereksindiği dinlenme   ve huzuru kendine  ancak  hastalandığı takdirde layık görmektedir), sevgi ve ilgi görebilmek için  hastalan kişi (çocukken anne ve babasının sevgi ve ilgisini de böyle elde edebiliyordu),  yaşamı boyunca  duygularını bastırıp en sonunda kanserden ölen kişi (biriktirdiği duyguların baskısıyla, kendini ifade etmesinin doğru olmadığı inancı arasındaki çatışmayı bir türlü çözüme ulaştıramaz. Ve en sonunda çözüm olarak kendini öldürür.)  

 

Bu örneklerle her hastalığın,  basmakalıp bir açıklaması olan basit bir sorun olduğunu söylemek istemiyorum.  Tüm sorunlarımızda olduğu gibi , sık sık daha karmaşık nedenlerle de karşılaşırız. Hastalığın, kavram ve inançlarımızın  sonucu olduğunu ve içsel bir sorunumuza  bir çözüm bulma  girişimi olduğunu  anlatmak istiyorum yalnızca.  Eğer en içsel inançlarımızı  tanımaya, kabul etmeye  ve değiştirmeye gönüllüysek, sorunlarımıza daha yapıcı çözümler bulabilir, hastalık ve rahatsızlıktan tamamen kurtulabiliriz.

 

Sağlığımız, güzelliğimiz, canlılığımız ve neşemiz üzerindeki tek sınırlama, korku ve cehalet nedeniyle kendi yaratığımız engellerden, hayatın mükemmeliğine ve iyiliğine  direnmemizden kaynaklanıyor. Bedenimiz  bilincimizin  fiziksel bir ifadesidir aslında. Kendimizle  ilgili taşıdığımız kavramlar sağlığımızı ve güzelliğimizi  ya da bunların eksikliğini belirler. Kavramlarımızı  derinlemesine değiştirdiğimizde,  fiziksel varlığımızda  takıma uyar. Beden  sürekli değişir, her an  kendini yeniler  ve yeniden inşa eder, ve o bunu yaparken  zihin tarafından gösterilenden  başka bir örneği izlemez. Bu bakış  açısının doğal gelişimi ve sonucu , hastalıkla ilgili  daha yapıcı  bir tutuma sahip olmaktır.

 

Bu  durumda  hastalığın  kaçınılmaz  bir felaket  yada talihsizlik  olduğunu  düşünmek yerine, onu güçlü ve yararlı bir mesaj olarak karşılarız. Eğer fiziksel  olarak herhangi bir biçimde ıstırap çekiyorsak, bu, bilincimizde araştırıp tanımamız,  varlığını kabul edip değiştirmemiz gereken  bir şey olduğunu bilidiren  bir mesajdır.

 

Genellikle de hastalığın  vermek istediği mesaj; kendimize sükûnete kavuşup sadece iç  benliğimizle bağlantı kuracağımız  bir zaman ayırmamız gerektiğidir. Hastalık genelde bizi, tüm meşguliyetlerimizi ve çabalarımızı  bir an kenara bırakarak rahatlamaya ve bilincin,  gereksindiğimiz besleyici enerjiyi alabileceğimiz derin ve sessiz düzeyine kaymaya zorlar.

 

Şifa daima içten kaynaklanır. Düzenli bir biçimde sükûnet bulup içsel bağlantı kurduğumuzda, iç benliğimizin dikkatimizi çekmesi  için hastalanmamıza gerek kalmaz.

 

Hastalık ve kazalar  kavramlarımızın  değişmesi yada herhangi bir iç sorunumuzun çözümlenmesi gerektiğini vurgulayan mesajdır. Mümkün olduğunca sükûnete kavuşup iç sesinizi duymaya çalışın ve ona , mesajının ne olduğunu sorun.

 

Yaratıcı imgeleme  sağlık için  en iyi araçtır; çünkü o  doğrudan sorunun kaynağına iner, kendi zihinsel kavram ve imajlarınıza. Kendinizi kusursuz parlaklıkta  bir sağlığa kavuşmuş olarak hayal etmeye ve böyle olduğunuzu onaylamaya başlayın. Sorunun tamamen şifa bulduğunu  ve tedavi edildiğini  görün. Bir çok  farklı düzeyde  ele alınabilecek  bir çok farklı yaklaşım vardır; siz en çok işinize yarayan  özel onaylama ve imgeleri bulmak zorundasınız.   

 

Bir çok hastalık olayında , yaratıcı imgeleme tek başına bütünüyle etkili bir tedavi yöntemi olabilir. Bazı olaylarda ise kişinin kendi inanç sistemi yüzünden (iyileşmek için kendi dışımızdaki  bir şeylere muhtaç olduğumuz görüşünü terk etmek zordur), öteki tedavi biçimlerini kulanmakta gerekir. Herhangi bir tedavi biçimine içsel olarak inanç duydugunuz  sürece onu elbette kullanabilirisiniz. Eğer iyi sonuç vermesini ister ve buna inanırsanız verecektir. Geleneksel ilaç ya da cerahhiden, akapunktur, yoga, masaj diyet vb. gibi daha holistik tedavilere kadar ne tür bir tedavi uygulanırsa  uygulansın, yaratıcı imgeleme daima hepsiyle birlikte kullanabileceğiniz yararlı bir tamamlayıcıdır. Yaratıcı imgelemenin bilinçli  kullanımı normal iyileşme sürecini şaşırtıcı şekilde  hızlandırır ve kolaylaştırır.

 

Shakti Gawain

 

Yaratıcı imgeleme

çeviren:Semra Ayanbaşı

Akaşa Yayınları  

Reklamlar

17/08/2008 Posted by | - Yaratıcı imgeleme ve sağlık, DÜŞÜNCE ÜZERİNE | , , , | 1 Yorum

DOĞRU DÜŞÜNCEYE ULAŞABİLMEK

dogru-dusunmek.jpg

Bütün bilgilenmelerin ve bilginin başı, düşüncedir. İnsanın çalışarak, deneyerek, kıyaslayarak elde ettiği “doğru düşünceler ve bilgiler”, onun aklını meydana getirir. Böylece devamlı gelişen bu akıl sayesinde insan kendini daha iyi görebilir. Hislerini, sezgilerini, benini daha iyi sorgulayabilir. Ve iç dünyasında gerekli değişim ve dönüşümleri yaparak gelişimine hız katabilir.

İnsanın tecrübelerle elde ettiği bilgilerin, onun aklını meydana getirdiğini söylemiştik. Akıl bizim idare merkezimizdir. Gelişen bu akıl sayesinde insan, doğru ile yanlışı ayırdetmeye başlar. Bir şeyin doğru veya yanlış olabilmesi için, bir şeyi kabul etmek veya inkâr etmek gerekir. Başka bir deyişle, bir yargı gerektirir. Bu ayırdetme işlemini ise mantık yapar. Çünkü mantık, duygunun, bilginin ayırma ve onaylama merkezidir. Ayırdettiklerini ve onayladıklarını aklın ilgili merkezine gönderir. Mantık devamlı olarak yargılarla doludur. Bunlar, yargılar ve önyargılar olarak ikiye ayrılır. Yargıların doğru düşünceyi ulaşmaktaki önemi büyüktür.

Eğer mantığımızda çok fazla önyargı taşıyorsak, doğru düşünceye ulaşmakta da o ölçüde zorlanırız. Çünkü oluşturduğumuz bu önyargılar, bizim sağlıklı düşünmemizi engeller. Ve bunlar genellikle egomuzdan kaynaklanan düşüncelerdir. Bu tür düşünceler mantık süzgecinden geçmemiştir. Böyle durumda olan bir insan doğru düşünceye ulaşamayacağı için, vereceği kararlarda da hiçbir zaman adil olamayacaktır.

Bakın bu konuda bir spiritüel bilgi; “Kararlarınızın adil olmasını istiyorsanız, önce peşin kararlı olmaktan kaçınınız.” Bir başka cümlede ise; “Peşin kararlı olmayınız. İşte sizi ençok yıkan budur. Peşin karardan vazgeçiniz. Ölçünüz, biçiniz, anlayınız, sonra karar veriniz.” demektedir.

Sonuçta doğru düşünceye ulaşabilmek için her zaman mantık kılavuz olmalıdır. İnsan, herşeyi ilkönce mantığıyla ölçmeli ve sonra inanmalıdır. Sonuçta elde edeceğimiz doğru düşünceler ve bilgiler bizden doğru davranışlar olarak dışarı yansıyacaktır.

Şunu da iyi bilmeliyiz ki, “doğru düşünmek gerçek bir ibadettir.”

Erol Yurderi

03/09/2007 Posted by | - Doğru düşünceye ulaşabilmek, DÜŞÜNCE ÜZERİNE | , , | 2 Yorum

DÜŞÜNCELERİNİZİ KONTROLDEN VAZGEÇMEYİN

thinking3.jpg

İnsanın düşünce sahası iki yoldan kirlenir.

1- Yaşadığı çevreden,

2- Kendi ürettiği yanlış yargılardan.

Eğer insan devamlı onu çevreleyen, aşağı çeken bir ortam içinde yaşıyorsa, ve dış etkilerin ona getirdiği bazı şeyleri akıl süzgecinden geçirmeyip, doğrudan içine alıyorsa, düşünce sahası bir müddet sonra kirlenmeye başlar. Ürettiği yargılar zamanla onda yeni düşünce kalıpları da oluşturur. Ve insan bu kalıplar içinde yaşamaya başlar. Buna göre yapacağı eylemler, ona, yeni olumsuz değerler de katar. Bu sürekli kısır döngü sonunda insanı olumsuz bir varlık haline getirir (sinirli, öfkeli, sevgisiz vs.) Biz biliyoruz ki böyle bir ruh durumu, olumsuz düşüncelerin ve duyguların çokluğu, hastalıklarımızın ana sebebidir.

Düşünceleri yıkamak, ancak, oluşturduğumuz yargılardan kurtulmak ve onların yerine doğru düşünce kalıplarını koymakla mümkündür.

Asırlardan beri insanlara, onun doğru yaşaması konusunda öğretiler gelmiştir. Eğer insan bu öğretileri benimseyip, temiz olan düşünceleri ürettiği sürece sağlıklı olacaktır. Bulunduğu ortam (çevre) ne olursa olsun etkilemeyecektir. Düşünce sahasını devamlı kontrol etmeyi öğreneceğinden, içeriye olumsuz hiçbir düşünce almayacaktır. Dolayısıyle, olumlu (temiz) düşüncelere (sevgi, iyilik, vs.) sahip oldukça sağlıklı da olacaktır.

Erol Yurderi

29/06/2007 Posted by | - Düşüncelerinizi kontrolden vazgeçmeyin, DÜŞÜNCE ÜZERİNE | Yorum bırakın