BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

BEN BÖYLE SEVGİYİ ÇOK ÖZLEDİM!..

gul.jpg

Yaşamda sevgiye dayanan dostluklar, birliktelikler ve elelelikler kolay kurulmuyor. Hele bu devirde!.. İlişkilerin temeline HARÇ olarak konulması gereken SEVGİ, zaman içinde çelik gibi olması beklenirken, bir de bakıyorsunuz günün birinde toz haline gelivermiş!.

Elele olduğunu zanneden Can’lar, madde boyutunda nefis girdabına kapılıp, yaşanan tüm güzellikleri unutuvermiş. Bunun faturası da (ne yapalım biz insanız’a) çıkarılmış.

Ama varoluşun asıl hedefi, önce insan olmak ve daha sonra insan-üstünü bularak, gönül birliğine varmak değil mi?.

İnsan, her an sevgi ile nefes alan olmalı… Birbirini gönlünde duymalı…  Bu sevgi buram buram kokmalı.  Bunu gören diğer canlar da misk kokan bahçeye gelmeli..  Ben böyle sevgiyi çok özledim!..

Ama aklımızda olanı gönlümüze indirmedikçe vede yaşamadıkça, sevgiden bahsetmek ne derece doğru!.  Önce sevginin sözde değil,  gönülde olduğunu bilen olmalıyız.

Bir ruhsal bilgi, “Siz şimdi aranızda öyle seviniz ki biribirinizi, Yaradan size sevgi ile baksın. Siz sevgiyi öyle pişiriniz ki aranızda, burcu burcu koksun da, kokusunu duyanlar koşsun aranıza” diyor. Ben böyle sevgiyi çok özledim….

Söylenildiği gibi, gerçek SEVGİ’ye ulaşmadan, SEVGİLİ’ye (Yüce Yaradan’a) kavuşmak mümkün değil!..

O”, SEVGİDİR…

Erol Yurderi

29/07/2007 Posted by | - Ben böyle sevgiyi çok özledim!.., DENEMELER | 3 Yorum

SÖZÜN GÜCÜ

sozgucu.jpg

 

Sözün gücü yaradılışta başlıyor. Yüce Yaradan, her şey için, önce “OL” demedi mi? Büyük Yol Göstericiler ve filozoflar, insanları hep sözleriyle etkilemedi mi?

Evet., ağzımızdan çıkan her sözün bir gücü vardır. Boşuna dememiş büyükler, “Dil, kılıçtan daha keskindir” diye. Bir Fransız atasözü de şöyle diyor; “İnsanlar, söylemedikleri sözlerin efendisi, söyledikleri sözlerin kölesidir.” Ne kadar doğru değil mi? Söz ağzımızdan bir kere çıktı mı, geriye dönüşü imkansız!.. Söylediğimiz sözün bağlayıcılığı, bizi zaman zaman çeşitli ızdıraplarla da karşı karşıya bırakmıyor mu?

Bazen de sarfettiğimiz sözler, ÖZ’ümüzden çok uzakta olabiliyor. İçimizde hissettiğimizi dışarıya tam yansıtamıyoruz, kelimeler yetersiz kalabiliyor. Bazen de sözümüze EGO‘muzu katıp, özden iyice uzaklaşabiliyoruz da. Bu konuda bir yücelik, biz insanlara şöyle sesleniyor; “Düzelecek olan özünüzde değil, sözünüzdedir. Çünkü siz özü temiz olansınız, sözünüze dikkat ediniz.”

Dolayısıyle kullanacağımız sözün nereden geldigini, (özden mi, ego’dan mı?) zihnimizde bunu ayırdetmesini öğrenebilirsek, – ki bu, belirli bir farkındalık isteyen iştir, – o zaman sorun kalmıyor sanırım. Bu da ancak düşüncelerimizi kontrol etmekle mümkündür. Çünkü sözler, düşüncelerimizi ifade etmenin en kestirme yoludur. Ve sonuçta düşüncelerimizin kalitesi neyse, sözlerimizin ve davranışlarımızın kalitesi de o olmaktadır.

Bence insan, öz’ünden düşünüp konuşabilmeyi öğrendiği zaman, gercek güce kavuşabilir, sözün yaratıcı gücünü kullanabilir. Bu da ancak tekâmülle mümkündür. Bir ruhsal bilgi diyor ki: “Tekâmül etmiş insan, şimdi sizin anladığınız, sizin bildiğiniz bilgilerin tamamen dışındadır. O artık, boş yere konuşmanın, boş yere söz sarfetmenin faydasız olduğunu bilir. Onun için, birçok şeyler o kadar çabuk, basit ve kolay olur ki, ondan önce birçok dil dökmeye ne lüzum var.”

Söz ve ses arasındaki ilişkiye gelince; belirli bir tekamül seviyesine ulaşmış olan insanlar, gerçekleri, özlerinden dile getireceklerinden, söylenen söz, özün enerjisini de taşır. Dolayısıyla Öz’den gelen sözün şifa gücü de vardır.

Erol Yurderi

 

27/07/2007 Posted by | - Sözün gücü, DENEMELER | Yorum bırakın

DENGEDE KALABİLMEK

ruhsal-denge.jpg

Genellikle birçok insanın sorunudur “dengede kalabilmeyi” öğrenebilmek. Çünki, bizler günlük yaşam içerisinde karşılaştığımız olaylarda zaman zaman birçok duygusal inişler ve çıkışlar yaşarız. Olaylar karşısında üzülebilir, kırılabilir, öfkelenebilir, hatta çok sert tepkiler bile verebiliriz. Bu durum bir ilişkide yaşanmışsa karşımızdaki insanda birçok tahribata da yol açabiliriz. Kısaca Kendi içimizdeki dengesizlik, karşı tarafın dengesini de bozabilir. Daha ileri boyutlarda ise; bu dengesizlik, (dengede kalamamak) ruhsal ve bedensel hastalıklara da zemin hazırlar.

Bence bir insanın olaylar karşısında iç dengesini koruyabilmesi, dengede kalabilmesi için, önce “kendini tanıması” gerekmektedir. Çünki karşılaştığımız olaylar, bizi zayıf tarafımızdan yakalar. Onun için, dönüp kendimize bakmalı, zayıf taraflarımızı görerek gereken içsel değişim ve dönüşümü yapmalıyız. Böyle bir çalışma ruhsal gelişim açısından da çok önemlidir.

Erol Yurderi

24/07/2007 Posted by | - Dengede kalabilmek, DENEMELER | Yorum bırakın