BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

SEVGİ AYRIM YAPMAZ

gelincikler1.jpg

Dünyamız, üzerinde yaşayan milyarlarca varlığı ile birlikte, yeni bir çağa girmeye hazırlanıyor. Bu yeni çağın adı “Bilgi ve Sevgi” çağıdır. Yeni çağa geçerken hepimiz, çeşitli seviyelerde bu değişimi meydana getirecek başınçlar ve dejenerasyon alanları ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Bizi stres altında bırakan, bu değişim operasyonu, ipek böceğinin kozadan çıkma zamanının gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır. İpek böceği kısa bir süre sonra rengarenk kanatlarını açmış, büyük bir doğallıkla uçuşmaya başlayan bir kelebeğe dönüşecektir.

Öyleyse Yeni Çağ’a geçişte sevgi kavramının ve özellikle ayrımsız sevginin tam manası ile anlaşılması bizim için büyük önem taşımaktadır.

Sevgi, evrende mevcut olan büyük güçtür ve bu güç hiçbir şeyle sınırlı değildir. Sevgi, Tansıral bir ışınım gibi bütün Kozmosu içten ve dıştan sarmış durumdadır. Bu bağlılık, bizi bütün uygarlıkların bir ve tek olduğu kavramına götürmektedir. Sevginin gerçek kaynağı “Birlik Şuur Alanı’dır.”

Birlik Şuur Alanı’na göre, her şey bir tek şeydir. Bizler zaman ve mekânla sınırlı olduğumuz için birliği çokluk halinde ve göreceli bir şekilde algılıyoruz. Bu algılamalarımız bağlı olduğumuz boyutun ve o şuur seviyesinin icabına uygun bir şekilde gelişmekte ve değişmektedir. Küresellik içinde merkeze doğru yönelişimizin bir gereği olarak da bu oluşum kaçınılmazdır.

Birlik Şuur Alanı, ruhsal merkezlerin cezbedici gücüdür, sevgi enerjisidir. Bu ilâhi cezbeye kapılan varlıklar, Birlik Şuur Alanı’na dahil olurlar. Bu cezbedici kozmik güç, Evrensel Çekim Yasası’nın insanlardaki tezahürüdür.

SEVGİYE KARŞI GÖSTERİLEN DİRENÇLER: KABUKLARIMIZ

Sevgi enerjisinin bizim bünyemizde doğal bir şekilde akmasına ve diğer insanlara yayılmasına engel olan en önemli neden, çeşitli direnç mekanizmalarının devreye girmesidir. Bu direnç mekanizmalarına “kabuklar” adını veriyoruz. Kabuklara, her seviyeden çeşitli derecelerdeki bağımlılıklarımız, tutsaklıklarımız da diyebiliriz. Bağımlılıklar ve tutsaklıklar sevginin ortaya çıkmasına engel olurlar.

Gerçek sevginin ortaya çıkabilmesi için samimiyet, dürüstlük ve doğallığın o varlıkta belli bir potansiyelin üzerinde belirmiş olması gerekir. Bu özelliklerin belirebilmesi için kendi üzerimizde bir iç çalışma ve denetim uygulamamız gerekir.

Bizler aslında dünyada duygulara hakim olma ya da kabuklardan kurtulma eğitimi yapıyoruz. Bu ise dogmatizmden, şekilcilikten ve kalıplardan uzaklaşmaya çalışmaktır. Değişim ve değişime bireysel katkı ancak bu şekilde gerçekleşebilir. Ruhsal sevgiyi hissedebilmek, ayrıntı dünyasından kurtulmak, berrak bir şuura, dingin bir iç yapıya ve kalp huzuruna ulaşmak istiyorsak, kendi kişisel değişimimize katkıda bulunmalıyız..

Korku, kıskançlık, öfke, kin, endişe, üzüntü gibi duygu hallerimiz sevgi enerjisini almamıza engel olur. Sevgisizliğimiz, insanları ve koşulları suçlasak da (oysa doğru insan olmak, doğru insanı bulmaktan daha önemlidir.) beynimizin içindeki kalıplardan ve dogmatik anlayışlardan ileri gelir. Dış dünya, arzu ve beklentilerimizle çalıştığında duygusal bir kontrole gitmezsek Bütün’e şuurlu olarak katılamayız.

Fakat bizler başımıza gelen olayları, statümüzü tehdit eder nitelikte algıladığımız için insanları sevemiyoruz. Sevmek ve sevilmek, Bütün’e ulaşmak, Birlik Alanı’na girmek istiyorsak statükocu olmamalı, üstün olma hevesinden vazgeçmeli ve her türlü bağımlılıktan kurtulmalıyız. Hatta sevgimiz bile bir bağımlılık oluşturmamalıdır. Sevgi: esen rüzgar, uçan kuş, doğan güneş gibi beklentisi olmayan, ayrım yapmayan doğal bir akış olmalıdır. Sevgiyi yaşamak için kendimizin ve başkalarının kabuklarla kaplı bir beden değil, ruh varlığı olduğumuzu idrak etmeye çalışmamız gerekir.

Yaşam içerisinde duygusal olarak rahatsız olduğumuz her olay aslında kabuklarımızdan kurtulmamız içindir. Kabuklu insan sevemez, çünkü verme, fedakârlık yapma esnekliğini gösteremez ve başkalarına uyum sağlayıp ortak sevgi alanları kuramaz.

Çevremizdeki herkes ve her olay insan için birer öğretmendir ve bizleri küçük benlerimizden kurtarıp, Büyük Ben’e ya da Bütün’e ulaştırmayı amaçlamaktadır. Günlük yaşamda meydana gelen ani terslikler ve oluşan gerilim alanları bize esneklik kazandırmak içindir.

Duygular, heyecanlar, duygusal hazlar çok hoş da olsalar, mutluluk için onlara bağımlıysak, haz faktörü de devrede olmadığı zaman elimizdeki işi bitirmekten, o kişiyle ilişki kurmaktan acizsek, bizi asla mutlu edemezler.

Duyguların peşinde koşarken bazen engellenir, bazen de amaca ulaşırız ve şimdi’nin ve bu anın akışına uyum sağlamış olur muyuz? Çünkü bizler bir televizyon ekranında olduğu gibi öz şuurumuzda olup bitenleri bir ekrandan seyreden seyircilerden ibaretiz. Bu nedenle de “ben” ve “o” ayrımı hiç yapılmazsa yani identifikasyon ve eşkoşma had safhaya varırsa sevebilmek bizden giderek uzaklaşır.

Eğer kendi üzerimizde çalışma yapmayı arzu ediyorsak, sarsıcı bir olay karşısında kendimize şu soruları sorabiliriz :

– Şu anda hangi belirli duyguyu daha çok hissediyorum?. Endişeli, kızgın, rahatsız, sıkıntılı, yalnız, çekingen, sinirli, engellenmiş, üzgün, bıkkın, kafası karışık, düş kırıklığına uğramış, kederli, korkmuş, huzursuz, öfkeli, kıskanç, suçlu, gergin, utanmış, vs.

Halimizi iyi saptamak için çeşitli şekillerde sorularla devam edebiliriz.

– Egom şu anda hangi maskeleri kullanıyor?

– Kendi tepkimi değiştirme işiyle uğraşmak yerine dış dünyada kimleri suçluyorum?

– Kendimle ilgili neyi reddediyorum?

– Bu alınganlıkları nereye kadar sürdürebileceğim?

– Kendimi sürekli olarak diğer insanlardan ayrı ve üstün mü hissediyorum?

Bu soruları dilediğimiz kadar arttırabiliriz. İçinde bulunduğumuz hali teşhis ettikten sonra da yeni bir olayda tekrarlamama kararı alıp, başka seferlerde kendimizi denetleyip denetleyemediğimizi kontrol edebiliriz. Yalnız kendimize duyduğumuz saygı ve güven duygularını yitirmemek ve soğukkanlılığı koruyabilmek içsel çalışmalarda sanıldığından daha büyük bir önem taşır.

SAF SEVGİ YA DA VARLIK SEVGİSİ NEDİR?

Saf sevgi, yalınlığı ve sadeliği nedeniyle her türlü alış veriş duygusundan soyutlanmış sevgidir. Gücünü somut değil, soyut verilerden alır. Yani önce astralde başlar, sonra fiziğe yansır. Varlığı özde sevebilmek, fizik plandan değil, astral plandan başlar. Böyle bir sevgide sadece özün sevgisi, yani varlık sevgisi vardır. Diğer bütün düşük seviyeli, duygusal, karmaşık ve bulandırılmış sevgi türlerinden süzülerek ortaya çıktığı için insanı sadece insan olarak ele almayı gerektirir. Yani derin bir hoşgörü ve anlayışı da kapsar. Anlayışlı olmadan karşımızdaki insanı, varlık olarak olduğu gibi kabul etmek zorlaşır.

Bu tür sevgide bir başka varlık sadece hayatın şimdiliğinin yani şu anın bir parçası olduğu için, beden ve düşünce farkı olsa da özdeki birlik ve eşitlik için sevilir ki, bu sevgide Bütünsel Varlığa katılım vardır.

Ruhsal sevgi, varlığın bireysel sınırların aşması ile gerçekleşir. Çünkü ferdilik, benlik ve bireysellik oldukça sevgi yoktur.

Bütün bu çalışmaların asıl amacı, insanlara kendi hatalarını bulma şansını tanımak ve yaşamdaki doğal olaylar zincirinin nerelerinde değişiklik yapmak isteyebileceklerini onlara hatırlatmaktır. Çünkü sevgi ve huzur, yalnızca olmak ve olanı büyük bir doğallıka kabullenmekten kaynaklanır. Yalnızca olmaktan tatmin olmadığımız sürece yaptığımız hiçbir şeyi yeterli bulmayız.

Eşsiz resimler yapmak, dev binalar dikmek ya da büyük romanlar yazmak güzel olabilir ama kendimizin efendisi olmak, bütünselliğe daha büyük bir katkı olur ve bütüne ayak uydurmak suretiyle yatağında akan minik bir derenin kaynağına ulaşması gibi, Büyük denizle uyumlu oluruz.

Bu düşünce sistemi, dünyada başkaları diye bir şey olmadığını idrâk etmemize yardımcı olur. Sonuçta hepimiz aynı duyguları, aynı kabukları, aynı sevgi ve birlik ihtiyacını paylaşan varılıklarız.

Özdeki ve Varoluştaki eşitliğimiz nedeniyle içimizdeki bu gizli ışık, kişiyi ayrı ve yalnız kılan kabuğumuzun çeşitli çeperleri tarafından bastırılmış olabilir. Ama kendimiz dahil herkesi uyanma yolunda yürüyen, aynı yolun yolcuları olarak görmeliyiz. Çünkü gerçek sevgi ve sevginin ayrımsızlaşması, kişisel sınırların ortadan kalkmaya başladığı noktada ortaya çıkar.

Beymen, Statüs Dergisi.

05/08/2007 Posted by | - Sevgi ayrım yapmaz, ÇEŞİTLİ YAZILAR | , , , , | 2 Yorum