BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

DÜNYA BİR OLGUNLAŞMA YERİDİR, OKULUNA SAHİP ÇIK!.

dunya.jpg

Her insan yaşamında bir kere olsun kendine şu soruyu sormuştur. Niçin dünyadayız? Sonsuz olan evrende çok küçük olan dünyamız, şu anda üzerinde, çeşitli bitkileri, böcekleri, hayvanları ve milyarlarca insanı barındırmaktadır. Acaba dünya, çeşitli varlıkların deneyim yaparak geliştiği, olgunlaştığı bir okul mu?

Evet, birçok öğretiden anlıyoruz ki, dünyamız bir okul ve bizler de bu okula kayıt olmuş öğrencileriz. Okulun ders programı, varlıkların gelişimlerini hızlandıracak şekilde düzenlenmiş. Öğretmenleri ihtiyaca göre gönderilmiş. İmtihanları ise, çetin. Ve ayrıca bizlere, bu okuldan mezun olabilmemiz için belirli bir olgunluğa ulaşmamızın şart olduğu söyleniyor.

Bir ruhsal bilgi; “Herkes olgunlaşmayı dünyada yapar. Olgunlaşmayanlar tekrar imtihan edilecekler.” “Dünyada olgunlaşmayan insanlar aramıza gelemezler. Aramıza gelebilmek için olgunlaşmak şarttır. Bu bir nizam, kaidedir ki bozulmaz. Herkes ona dünyada ulaşır” diyerek, olgunlaşma olayına ve bunun dünyada kazanılacağına ve ancak ondan sonra daha üst bir okulda okumaya hak kazanabileceğimize dikkat çekilmektedir. Hemen aklınıza şu soru geliyor. İnsan bir kere dünyaya gelerek olgunlaşabilir mi? Bunun cevabı elbet ki hayır olacaktır. Çünkü insanın, dünya okulundan öğreneceklerini tamamlaması ve istenilen olgunluğa erişebilmesi, dünyaya birçok defa gelip gitmesini (enkarne olmasını) zorunlu kılmaktadır. Bu geliş ve gidişlerin sayısı, yeterli olgunlaşmanın sağlanmasına kadar devam eder.

Dünyaya doğan insan, okulun herhangi bir sınıfına kaydolmuş bir öğrenci gibidir. Okulda öğreneceği derslerden başarılı veya başarısız olması, kendini tanımasına ve farkındalığına bağlıdır. Yaşamında karşısına çıkan olaylar, karışıklıklar ve zorluklar onun için birer öğretidir. İnsan, şimdiye kadar yeryüzüne gönderilmiş olan ilâhi kanunların ışığında bütün bu tecrübeleri değerlendirerek kendinin nerede olduğunu görebilir, gerekli içsel değişim ve dönüşümünü yapabilir. Biliyoruz ki, insanın dünyadaki farkındalığının arttırması onun tekâmül etmesidir.

Dünyada olgunlaşmak, bir anlamda da insan-üstünü bulmaktır. Aynı ruhsal bilgi insanların bu hedefe (insan-üstüne) ulaşabilmesi için, önce “iyi insan” olması gerektiğini vurgulamakta ve iyi insanı da şöyle tarif etmektedir. “İyi insan olmak için iyiliği sevmek, yeniliği kabul etmek, çalışmayı baştacı etmek lazımdır. İyi insan, insan-üstü olur. İnsan-üstü olan aramıza şimdiden gelmiş sayılır. İnsan-üstünü bulunuz. Ayrıca varoluş sebebinin de “İnsan-üstünü bulmak, birliğe kavuşmak, tek düşünceyi elde etmek” olduğunu söylemektedir.

Yine aynı ruhsal bilgi, insanları yükselterek olgunluğa, insan-üstüne ve sonuçta birliğe götürecek yolun, beş esaslı bir merdivenden geçtiğini söylemektedir. Bunlar; İyilik, doğruluk, çalışmak, bilgi ve sevgi’dir. “Her yola, her hedefe buradan ulaşılır” denmektedir. Bizi iyi insan olmaya götürecek bu evrensel değerleri kendimize ölçü kabul edip günlük yaşantımızda uyguladığımızda, hedefe çabuk ulaşmış oluruz.

Bugün dünyamızın ve insanlığın içinde bulunduğu durum, herbirimizin gördüğü gibi içler acısıdır. Okulumuz ve üzerinde yaşayan herşey, yine insan tarafından süratle yok edilmek üzeredir. Yüce bir varlık olduğu söylenen insan, henüz uykudadır. Kurtulmak ve kurtarmak için hiçbir çabası yok!. Ama unutmayalım ki evrende bu okulun bir sahibi var. Bizler ise, okulun gelip geçici öğrencileriyiz. İnsanlığa, “Zaten bir gün ya hep beraber olacaksınız, ya hep beraber yok olacaksınız. Dost olmaya, bir olmaya alışın” denilmiştir. Dünyamızın kurtuluşu ancak, uyanmış, yükselmiş ve olgunlaşarak birliğe ulaşmış insanların çokluğu ile olacaktır.

Yüce Yaradan hepimize – çok geç olmadan – dünya okulunu istenilen birliğe ve olgunluğa ulaşarak bitirmemizi nasib etsin!..

Erol Yurderi

Reklamlar

16/08/2007 Posted by | - Dünya bir olgunlaşma yeridir, RUHSAL GELİŞİM | , , , , | 2 Yorum

BİR RUHUN UYANIŞI

ruhun-uyanisi1.jpg

Ruhsal bilgilere göre insanın yeryüzünde bulunuş amacı tekâmül etmektir. Bu amaçla bir arınma plânı yaparak öte âlemden dünyaya doğan ruh, bedene bağlandıktan sonra “dünyada bulunuş amacını” tamamen unutur. Çünkü öte alemde serbest olan ruhsal şuuru, madde ortamına gelince kapanmıştır. Yaptığı plânla ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Bunun sonucu, maddenin cazibesine kapılarak kendi egosu doğrultusunda yaşamaya başlar. Birçok insan gibi, madde, onun için de vazgeçilmez bir olaydır. Hayatında her şeyi madde ile ölçüp tartmaya başlar. Kendi düzenini kurmak için diğer insanlara karşı adaletsiz ve hoşgörüsüz davranır. Anlayış, onda çok uzak bir kavramdır. Her şeyde önce kendi çıkarını düşünür. Kısacası kendi bencil istek ve arzularının tatmini için ne gerekiyorsa yapar. İlâhi yasa gereği böyle bir insanın karşısına, arasıra kendini görebilecek imkanlar çıkartılsa bile, maddenin cazibesi yüzünden onları görmezlikten gelir.

Bu uykuda yaşama durumu, insanın kendi ürettiği düşüncelerin ve yaptığı eylemlerin sonuçlarını kendi karşısında görünceye kadar devam eder. Çünkü farkında olmadığı bir başka yasa olan sebep-sonuç yasası çalışmaktadır. Dolayısıyla hayatta ne ektiyse, onu biçmeye başlamıştır ve bu durum onu giderek rahatsız etmektedir. Mutsuzluğu her geçen gün biraz daha artmaktadır. Günün birinde durup düşünmeye başlar. Neden, niçin her şey onu bulmakta ve işler yolunda gitmemektedir? Düşüncelerinde bu ve bunun gibi onlarca soru oluşmaya başlayan insan için artık uyanış başlamıştır.

Çevresine baktığında akıllıca ve doğru yaşayan birçok huzurlu insan da görmektedir. Kişi, bir müddet bu insanların yaşam tarzlarını, düşünce biçimlerini inceleyerek, onların doğrularıyla kendi doğruları arasında bir karşılaştırma yaparak bir sonuca varmaya çalışır. O da artık kendini ve yaşamını değiştirmek istemektedir. Değişimi sağlayacak bir felsefeye, bir yola ihtiyacı vardır. İşte bu dönemde, bir başka ilâhi yasa devreye girer ve onu destekler. Gelişimi için gerekli olan kitaplar, insanlar, felsefe ve yollar bir bir karşısına çıkar. Seçme özgürlüğü doğrultusunda, süratle bilgilenerek  kendini tanımaya başlayan insan, bir müddet sonra kendisini mistisizmin (*) içinde bulur. Çünkü artık o, “ne ve kim olduğunu”, “nereden gelip, nereye gittiğini” sorgulamaya başlamıştır. Bir süre, ego ve mistisizmi bir arada yaşar. Daha sonra ego’dan kurtulması lazım geldiğinin bilincine varır. Ve kendi kendisiyle cenge girer. Bu savaşın ona bir barış getireceğini inanmaktadır. Sonuçta girdiği bu yeni yolda evrensel kanunların ışığında değişim ve dönüşüm geçirmeye başlar. Zamanla bencillikten uzaklaşarak, daha anlayışlı, daha sağduyulu, adaletli, hoşgörülü ve sevgi dolu bir insan haline gelir. İçsel arınmanın ve bilgilenmenin getirdiği bu idrak ve farkındalık hali, kişiyi bir müddet sonra bütüne hizmet etmeye götürecektir.

“Uykudakiler uyansın!.. Belki yanmak vaktidir. Gerçekleri bilenler toplansın!.. Bilin ki vermek vaktidir. Vermeyenler utansın!.. Bilin ki, görmek vaktidir.” Ne mutlu bu farkındalığı yaşayanlara!.

(*) MİSTİSİZM: İnsan aklının, mantık ve akıl yürütme yolu ile erişemediği ilâhi ve doğaüstü gerçekleri, derin bir sezgi ile bulması yoludur.

Erol Yurderi

01/08/2007 Posted by | - Bir ruhun uyanışı, RUHSAL GELİŞİM | , , , , , | 4 Yorum