BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

RENKLER VE ŞAKRALAR ARASINDAKİ İLİŞKİ

renkler.jpg

Rengin gerçekte ne olduğunu ve bizi her açıdan, ne kadar etkilediğini hiç düşündünüz mü? Ve eğer renkler, fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dünyamızı derinden etkileyebilme gücüne sahiplerse, onları hayatımıza mutluluk getirmek veya sağlığımızı düzeltmek için kullanabilir miyiz? Bütün bu soruların cevaplarını öğrenmeye çalışacağız.

Renklerle tedavi çalışması yapmak isteyen bir kişinin, öncelikle imgeleme konusunu ve renklerin özelliklerini çok iyi bilmesi şarttır. Çünkü bir metod olarak renkleri, şakralar üzerinde imgeleyerek, bozulmuş olan sağlığınıza kavuşabilirsiniz.

İmgeleme: (İmajinasyon, hayalgücü)

Renklerle tedavi konusuna geçmeden önce öğrenmemiz gereken önemli bir konu var. İmgeleme. Bütün şifa çalışmalarında imgeleme gücü çok önemlidir. Renklerle yapılan şifa çalışmalarında da şakraların harekete geçirilmesi, birçok bilginin ve enerjinin özümsenmesi, madde ortamının ve duyu ortamının terkedilip, imgeleme gücünün tezahür ettirilmesiyle sağlanabilir.

İmajinasyon, ruhun yeteneklerinden biridir. Tarif edecek olursak, herhangi bir şeyin zihinde şekillendirilmesi, resimlendirilmesi olayıdır. İmajinasyon gücümüz sayesinde ve yeteneklerimiz oranında, olaylara ve maddeye hakim olabiliriz. Ruh bir şeyi biçimlendirmek istediği zaman, onu, imajinasyon yeteneğinin yardımı ile yapar. İmajine edilen şey veya obje, fizik planda kendini göstermeden önce astral planda oluşur. İmajinasyonda ön planda olan şey, kendi duyularımızdan kopup, duyular ötesine geçmektir.

İnsandaki imajinasyon yeteneği, insanın tasarım halinde bulunan düşüncelerinin uygulamasına yarar. Ve herhangi bir isteğin yerine gelebilmesi için, önce onun iyice tahayyül edilmesi gerekir, yani zihinde resimlendirilmesi, canlandırılması, adeta elle tutulacak hale getirilmesi gerekir. Ruhsal istek, ruhsal etki maddelere imajinasyon yoluyla ulaşır. İradesini ve imajinasyon yeteneğini geliştirmiş bir insan, sağlığını, huzurunu ve mutluluğunu kısaca bütün hayatını düzenleyebilir.

Renklerle tedavi

Biliyoruz ki evrende var olan her şey kendine özgü bir titreşime sahiptir. Renkler de bir ışık frekansının belli orandaki yoğunlaşması sonucunda ortaya çıkar. Elektromanyetik yelpazeye baktığımızda, yelpazedeki her rengin kendine özgü bir titreşime sahip olduğunu görürüz. Aynı şekilde, insan vücudundaki hücre, organ, kas ve kemik de belirli bir frekansla titreşir. Bu frekansın değişmesi, hastalığa sebep olur. Bu değişikliklerin birçok nedeni vardır ama bu nedenlerin en büyüğü içinde bulunduğumuz ruhsal durumlar ve negatif düşüncelerdir. (Streslerdir.)

Renkleri tek başına ya da başka bir tedavi yöntemiyle birlikte, beden titreşimlerini düzeltmek ve sağlığı temin etmek için kullanabiliriz.

Eğer vücudumuzun bir hücresi yanlış bir frekanstaysa, bu durum elektromanyetik alanı etkiler. Bu hücrenin bulunduğu organ ve bedeni çevreleyen auramızın da kötü etkilenmesine neden olur. Eğer bir rengin frekansını kullanarak, bu organın yeniden doğru titreşmesini sağlarsak, yani hasta olan bölgeye gerekli olan rengi verirsek, değişmiş olan titreşimi yeniden dengeye kavuşturabiliriz. Çünkü beden, uygun şartlar altında, her zaman, orijinal yapısını yeniden kazanma eğilimine sahiptir.

Sağlıklı yaşamanın bir koşulu da, bedendeki renk enerjilerinin uygun bir denge halinde bulunmasıdır. Bu denge durumunun bozulması hastalığı doğurur. Renkle tedavi biliminin gayesi, bedendeki renk enerjileri arasındaki doğal dengeyi yeniden inşa etmek yoluyla hastalıklarla mücadele etmektir.

Renklerle şakralar arasındaki ilişki

kundalini12.jpg

Renklerin özelliklerine girmeden önce renklerle şakralar arasındaki ilişkiden söz etmek istiyorum. Daha öncede söylediğimiz gibi vücudumuzda 7 tane şakra, “enerji merkezi” vardır. Bunların her birinin kendine ait bir rengi vardır. Yani her bir şakranın, enerji merkezinin kendine ait bir ana rengi vardır. Fakat bu şakralar diğer renklerden de yardım alabilirler. Her bir şakranın (enerji merkezinin) kendi rengine ana renk, yardım aldığı renge de ara renk veya tamamlayıcı renk diyoruz. Ana ve ara renkler çeşitli nedenlerden dolayı dengesi bozulmuş enerji merkezlerinin dengeye gelmesinde, birbirleriyle tamamlayıcı unsurlar oluştururlar.

Herhangi bir tedavide kullanılan ana ve tamamlayıcı renk tablosu şöyledir.

Ana renk – Tamamlayıcı renk

Kırmızı – Turkuaz

Turuncu – Mavi

Sarı – Mor

Yeşil – Eflatun

Renklerin özellikleri

Kırmızı: Kırmızı, oldukça canlandırıcı bir renktir. Taşıdığı özelliklerle kök şakrayı harekete geçirir. Kırmızı, sahip olduğu yoğun enerji sebebiyle fiziksel bedenimize enerji ve canlılık veren bir ışındır. Bedenin özellikle yapıcı, üretici ve onarıcı fonksiyonlarını düzenler. Bu renk, üşütmelerde, dolaşım bozukluklarında ve tükürük bezi rahatsızlıklarında tedavi amacıyla kullanılabilir. Kırmızı, vücut sıcaklığını arttırmak ve kan dolaşımını hızlandırmak için çok uygun bir renktir. Yorgunluk ve atalet duygusunu da geçirir. Ama bu renk, intikam, kin, öfke, aşk ve seks duygularını da harekete geçirebileceği için, çok dikkatli kullanılmalıdır. Kırmızı, aşırı bir dozda uygulandığı zaman, duygusal düzensizliklere ve depresyonlara yol açar. Kırmızı ile beraber tamamlayıcı rengi olan turkuazı da beraberinde kullanmak gerekir. Ayrıca yüksek tansiyon, bu rengin yoğun olarak varolduğunun bir göstergesidir.

Turuncu: Turuncu ışın ikinci şakrayı kontrol eder. Bu renk en basit tanımıyla, neşenin ve bilgeliğin rengidir. İnsanlardaki sosyalleşme duyguları, turuncu yardımıyla faaliyete geçer. Psikolojik yönden, turuncu ışın zihinsel bastırmaların ve çekingenliklerin giderilmesinde birebirdir. Akılcı yaklaşım gerektiren durumlarda, mantal seviyenin yükseltilmesi açısından büyük faydası dokunabilir. Zihinsel genişlik kazandırdığından, anlayışı ve hoşgörüyü artırır. Kişinin içinde bulunduğu depresyon ve duygusal dengesizlik hallerinde de turuncu renk kullanılabilir. Duygusal kökenli inmelerde olumlu cevap verebilir. Bu rengin beden içinde en etkin olduğu yer, adele sistemidir. Dalak, pankreas, mide, bağırsak ve böbrek rahatsızlıklarında turuncu renk tedavi amacıyla kullanılabilir. Turuncunun aşırı kullanımı, sinir sistemini olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle onun tamamlayıcı rengi olan maviyi de beraberinde kullanmak gerekir.

Sarı: Sarının en etkin olduğu bölge, güneş sinirağı adını verdiğimiz üçüncü şakradır. Bu rengin enerjisi, kişinin zihinsel faaliyetlerini her yönüyle harekete geçirir. Ayrıca, moral çöküntüsünü ortadan kaldırabileceği gibi, kişiye yeni bir yaşama sevinci ve gücü aşılayabilir. Sarının yardımıyla insandaki iyimserlik ve kendine güven duyguları artar. Karaciğer, mide, bağırsak, sinir zayıflığı (nevrasteni), deri ile ilgili sorunlar, ve şeker hastalığı durumlarında sarı ışın kullanımı faydalı olabilir. Kısaca sarı renk ve onun altın sarısı tonları, hem hayati vücut fonksiyonları, hemde zihin üzerinde olumlu etkiler yaratır.

Yeşil: Yeşil ışın, kalp şakrası tarafından emilir ve kalp merkezini kontrol eder. Dünya üzerinde en çok bulunan renklerden biridir. Yeşil, doğanın, dengenin, barış ve uyumun rengidir. Yeşil renk sakinleştirici bir özellik taşıdığı için, enerjimizi dengeler ve şefkat duygularımızı arttırır. Dostluk, ümit, inanç ve barış duygularının geliştirilmesine yardımcı olur. Yeşil, kalp rahatsızlıklarında, yüksek tansiyonda, baş ağrısı ve bitkinlik hallerinde tedavi amacı ile kullanılır. Unutulmaması gereken bir nokta ise, yeşilin kanser ve tümör gibi hastalıkları iyileştirmek amacıyla asla kullanılmaması gerektiğidir. Çünkü yeşil renk her türlü büyümeyi ve ilerlemeyi hızlandırdığı için, bu tür hastalıkları daha da tehlikeli bir hale getirebilir.

Mavi: Mavi, gırtlak şakrasının rengidir. Bu merkez, insanın en gelişkin kendini ifade etme melekesini idare eder. Mavi, enerji sistemimizi serinletici ve dinlendirici bir özellik taşır. Vücut enerjilerini dengeleyerek, etkin bir antiseptik görevi yapar. Vücut ısısında yükselmeye yol açan enfeksiyonlu hastalıklarla mücadele etmek içinde kullanılır. Ayrıca solunum sistemini güçlendirip düzene sokar. Bunlardan başka yüksek tansiyonun düşürülmesi ve çeşitli boğaz sorunlarının giderilmesi için de mavi renk kullanılır. Astım, suçiçeği, sarılık, romatizma ve çeşitli çocuk hastalıkları, bu rengin enerjisi yardımıyla engellenebilir. Şoklar, uykusuzluk ve dönemsel ağrılar içinde yararlıdır. Ayrıca sezgilerin güçlendirilmesi ve üzüntü duygusunun giderilmesi için mavi renk çok uygun bir renktir. Mavi rengi fazlaca kullandığınız zaman ise, kişi melankolik ya da karamsar bir ruh haline girebilir. Onun için tamamlayıcı rengi olan kırmızı veya turuncu rengi de beraberinde kullanmak gerekir.

Lacivert (Çivit mavisi): Lacivert renk, ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların giderilmesinde çok etkin bir yere sahiptir. Bu rengin en önemli etki alanları alın şakrası bölgesinde bulunur. Dolayısıyla da, söz konusu şakrayla bağlantılı tüm fonksiyonların dengelenmesi ve bir düzene kuvuşturulmasıyla ilgilidir. Turuncu ışın gibi zihnin genişlik kazanmasına yardımcı olur. Onu korkulardan ve çekingenliklerden kurtarır. Ayrıca laciverdin yatıştırıcı ve dinlendirici özelliği de vardır. Bu renk, lenf ve salgı bezleriyle birlikte, vücuttaki bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlar. Bu rengin enerjisi çok iyi bir kan temizleyici olduğu için, vücudun toksinlerden arınmasını kolaylaştırır. Beynin her iki yarımküresi arasındaki uyum, yine laciverdin oluşturduğu olumlu etkilerdendir. Bu renk, yüz ile ilgili (göz, kulak, burun, ağız, sinüslerde) meydana gelen tüm rahatsızlıkların tedavisinde, rahatlıkla kullanılabilir.

Mor (Menekşe): Bu renk, tayfın enerji ışınları içinde en yüksek titreşime sahip olanıdır. Başın üzerindeki tepe şakrasını kontrol eder. Mor bütün öteki renklerden farklı olarak, vücudun iskelet yapısını etkiler. Ayrıca ruhsal ve fiziksel açıdan vücudu toksinlerden arındırıcı, antiseptik (mikrop kırıcı) bir özelliğe sahiptir. Bu yönüyle de, fiziksel ve ruhsal dünyamızın enerjileri arasında sağlıklı bir denge kurulmasını kolaylaştırır. Mor renk enerjisi çeşitli kanser türlerinin tedavisinde kullanılabilir. Özellikle eklem iltihabı hastalıkları mor renkle iyileştirilebilir. Ayrıca, bu renk yıpranmış olan sinir sistemi üzerinde fevkalade teskin edici, yatıştırıcı bir etki yapar. Bu renk ayrıca ruhsal, sezgisel melekelerin geliştirilmesine yardımcı olarak da kullanılabilir.

Derleyen: Erol Yurderi
Yoga Öğretmeni

 

Reklamlar

28/06/2007 Posted by | - Renkler ve Şakralar arasındaki ilişki, YOGA | Yorum bırakın

EVRENSEL ENERJİ – AURA VE CHAKRA’LAR – 2

sakralar.jpg

Bir önceki yazımızda fizik bedenimizi çevreleyen enerji alanından “aura”dan, “şakralardan”, enerji merkezlerinden ve özelliklerinden söz etmiştik. Şimdi konumuza kaldığımız yerden devam edelim.

HASTALIK VE OLUŞUMU

Hastalık, yaşam enerjinizdeki kesilmelerin ya da dengesizliklerin sonucudur. Hayatınızda sizin yaptığınız ya da yapılmasına izin verdiğiniz dengesizlik ve rahatsızlıklarla ilgili olarak, bedeninizin sizi bilgilendirme işlemidir. Böylesi kesiklik ya da dengesizlik, tek bir üzüntüden, küçük küçük sinirlenmelerden ya da hayatınızda tam olarak çözümlenmemiş ve unutulmuş eski bir kavgadan ileri gelebilir. Veya daha yeni geçirdiğiniz bir tecrübenin sonucu da olabilir. İçinde bulunduğumuz ruhsal durumdan dolayı aura ve şakralardaki enerji akışında meydana gelen bu değişiklikler, insanın enerji bedeninde bir dengesizlik yaratır. Meydana gelen bu dengesizlikler veya enerji eksikliği fizik bedenimizde hastalıkları oluşturur. Hastalık, fiziki bedende kendini göstermeden önce, psişik ya da astral bedende, aura’da görünür. Aura okuyabilen bir kişi, hastalık meydana gelmeden önce onu teşhis edebilir ya da en azından bir hastalığın gelmekte olduğunu söyleyebilir.

POZİTİF DÜŞÜNCELER, AURANIN “IŞIN BEDENİN” YAŞAM KAYNAĞIDIR

İnsanın enerji alanı (aurası) her bir insanın ruhsal tekamül seviyesine göre değişiklik gösterir. İnsan düşünce bazında genişledikçe aurası da genişler. Ve aura (manyetik alan) ne kadar genişlerse ileri gidebileceği her frekansı kendine doğru çekmeye başlar. Bu tamamen insanın içinde bulunduğu ruhsal duruma (düşüncelerine ve duygularına) bağlıdır.

İnsan dünyaya gelip yetişkin biri olmaya başladığında beyni, aklı ve mantığı gelişir, belirginleşir. Ve çeşitli etkiler ve frekanslar, enerjiler, belirgin bir biçimde ortaya çıkmaya başlar. Ve bu durum, bir takım dalgalarla ruha yüklenmeye başlar. Ve insan beyinde üretmeye başlar. (değişik düşünce kalıpları, inanç sistemleri vs.) Ve insan bu ürettiklerini, düşünceler, dalgalar halinde ilk önce ruha, sonra da boşluğa (evrene) verir. İşte bu, insanın aurasıdır. (Işın bedenidir)

Pozitif düşünceler ve enerjiler, auramızın (ışın bedenimizin) yaşam kaynağıdır. Ve devamlı ışın hücreleri oluşturur ve devamlı toplar. Bunun adına sevgi de diyebiliriz.

Negatif düşünceler ise, devamlı verir ve alamaz. Bu veriş, bir boyutta artık kişinin kendi aurasından (ışın bedeninden) verişe döner. Ve çeşitli hisler sonucunda (ego, bencillik, öfke, korku, kıskançlık, dedikodu, nefret vb. gibi) beyin artık pozitif düşünce üretemez ve auraya (ışın bedene) yeni hücreler, yeni enerjiler kazandıramaz. Tam tersi diğer hücreleri de yokeder. Bu durum hastalıklara zemin hazırlar.

Bedenimiz enerji ile yaşar ve evrendeki enerjiye ihtiyaç duyar. Evrensel enerjiyi bedene alma yollarından biri de bilinçli ve düzenli olarak yapılan solunum egzersizidir. Prana yahut “hayat enerjisi” adı verilen bu enerji ve oksijen, bedene ve zihine canlılık verir.

Ayrıca şakralar üzerinde yapılan çalışmalar, renk çalışmaları, imgeleme çalışmaları, çeşitli meditasyonlar ve yoga çalışmaları, kendimizi bilme ve bulma yolunda yapılan her türlü kişisel gelişim çalışmaları, beyin kapasitemizi gittikçe arttıracak ve auramıza (ışın bedenimize) iyice pozitivite yükleyecektir.

Aldığımız enerjiyi kendimizde tutmak ve sağlıklı kalabilmek için şunlara da dikkat etmeliyiz:

1.Hayatta karşılaştığımız olaylarda dengede kalmayı öğrenmek.

2.Diğer insanlarla olan ilişkilerimizde iyilik ve sevgiyi ön plana almak.

3.Düşüncelerimizi kontrol ederek, pozitif düşünme alışkanlığını kazanmak.

4.Enerjimizi iyi yönde kullanmak.

 

Erol Yurderi
Yoga Öğretmeni

28/06/2007 Posted by | - Evrensel Enerji - Aura ve Chakra'lar - 2, YOGA | Yorum bırakın

EVRENSEL ENERJİ – AURA VE CHAKRA’LAR – 1

Sevgili okuyucular, sizlere bu yazıda ve daha sonraki yazılarda değişik alternatif terapiler içinde yer alan bazı kavramlardan söz etmek istiyorum. Çünkü bu kavramlar iyice anlaşılmadan yapılacak olan enerji çalışmalarından hiçbir sonuç alınamaz.

ENERJİ: Enerji, evrenin onunla dolu olduğu, görünmez ve her dilde bir sözcükle anlatılan, fakat hiç kimsenin izah edemediği bir maddedir.

Modern bilimde parçacık fiziğinin oldukça ileri teorileriyle desteklendiği gibi, “evrende herşey enerjiden” oluşmaktadır. Bu enerji aynı madde olmasına rağmen farklı zamanlarda farklı şekiller alır. Dolayısiyle evrende bulunan tek şeyin enerji olduğunu söyleyebiliriz. Ve bizlerde enerjiyiz ve sürekli hareket eden bu enerji okyanusunda yaşıyoruz.

Enerji kelimesi, Grekçe energia “hareketli kuvvet” kelimesinden gelir. Bu kuvvet, evrendeki tüm varlıklar arasında temel ve evrensel bağı oluşturur. Daha öncede söylediğimiz gibi bizler tamamiyle bir enerji okyanusu içinde yüzüyoruz. Bizi “canlandıran” ve bizi hareketlendiren bir enerji var, aynı enerji bir ampulun yanmasını yada televizyonda bir görüntünün oluşmasını da sağlıyor. Bütün bunlar enerji şekilleridir. Ama enerji tam olarak nedir? Yukarıda söylediğimiz gibi hiç kimsenin tam izah edemediği görünmeyen bir şeydir. Fakat enerji kendini hareketle gösterebilir. Örneğin bir kar fırtınasını ele alalım; uçuşan kar kümesi görülür ama rüzgarı (yani enerjiyi) göremeyiz, sadece hissedebiliriz. Herkesin kabul edeceği gibi ortada, görünmese de gerçek olan bir kuvvet vardır. Bu kuvvet enerjidir. Elektirik de bir enerjidir, gözle göremeyiz ama bir ampulle tezahürünü görebiliriz. Örnekleri çoğaltacak olursak radyo dalgaları, sesler ve renkler hepsi birer enerjidir.

Üzerinde yaşadığımız dünyamızda katı maddelerden meydana gelmiş görünmesine rağmen oda yoğunlaşmış bir enerjidir. Modern bilim insan organizmasınında sadece moleküllerden oluşan fiziksel bir yapı olmayıp, tüm evrende olduğu gibi, onunda bir enerji bütünü olduğunu doğrular. Dolayısiyle insanda bir enerjidir. İnsanın gördüğü, dokunduğu ve hissettiği her şey de belli bir titreşimle hareket eden enerjidir.

Hepimiz aynı okyanusun içinde olduğumuz için bu yüzden, bu gezegende varolan herşeyin; insanların, hayvanların, bitkilerin, minerallerin vs.nin titreşimlerini algılamak mümkündür. Bu kuvvetin farkına vararak kendimizi bu akımlara bağlayabilir ve böylece evrenle (bütün olanla) uyum sağlayabiliriz.

EVRENSEL ENERJİ ALANI:

Bu evrensel enerji alanı yüzyıllar boyunca gözlemlenmiş ve araştırılmıştır. Her uygarlık ona ayrı bir ad vermiştir. Ama bütün gözlemler temel özelliklerinin aynı olduğunu gösterir. Şöyle bir göz atarsak; örneğin Hindistanda 5000 yıllık bir geçmişe sahip dini gelenek “prana” adı verilen evrensel bir enerjiden bahseder. Bu prana veya “hayat enerjisi”, bütün vücuda canlılık verir. Yogiler sağlık ve canlılık kazanmak için nefes egzersizleri, meditasyon ve yoga hareketleriyle bu enerjiyi kendilerinde depolarlar. Çinde ise bu hayat enerjisine “chi” adı verilir. Çinlilere göre herşey -canlı veya cansız- bu evrensel enerjiyi içerir ve ondan oluşur. Chi, yin ve yang adındaki iki zıt güçten oluşur. Kabala ise aynı enerjiye “astral (yıldızsal) ışık” der. Japoncadaki adı ise “ki” dir. Aynı zamanda bu enerjiye “kozmik enerji” de denir. Gördüğünüz gibi bu enerji, çok eski zamanlardan beri gözlenmiş ve değişik isimlerle anılmış olsa da, anlamı tektir, evrensel enerji. Evrensel enerji alanı, bütün uzayın, canlıların olduğu kadar, cansız cisimlerin de içine işlemiş bir şekilde ve bu cisimlerle aramızda yer alır.

İNSANIN ENERJİ ALANI:

aura.gif

“AURA” VEYA “IŞIN BEDEN” Daha önce insanın bir enerji olduğunu ve evrensel enerjiden beslendiğini söylemiştik. Aura’da, evrensel enerjinin insan vücuduna bağlı olan ve insanı tamamen saran bir parçasıdır. Kısaca insan vücudunu tamamen çevreleyen bu elektromanyetik alana “aura” adı verilir. Auranın 7 enerji bedenden meydana geldiği söylenir. Bunlar. 1. Fiziksel beden. 2. Pranik beden. 3. Duygusal beden. 4. Zihinsel beden. 5. Astral beden. 6.Eterik beden. 7. Kozal bedendir.

İnsanın enerji bedeni (aurası) sürekli olarak, evrensel enerjiden beslenir. Bu enerjiyi en iyi bir şekilde almak ve kendi gelişimi için kullanmak insanın kendi elindedir. Ayrıca bu enerji bedende şakra adı verilen 7 tanede “enerji merkezi” bulunur. İnsanın enerji bedeni, aurası, insanın içinde bulunduğu ruhsal duruma (duygu ve düşüncelerinin kalitesine) göre değişik renkler alır.

ŞAKRA veya CHAKRA

Şakra, sanskritçede tekerlek anlamına gelen bir kelimeden alınmıştır. Bu tekerlekler vücutta sürekli olarak dönen enerji merkezleridir. Prana yada hayat enerjisini emer ve nadiler yardımıyla sinir sistemine, iç salgı bezlerine ve kana dağıtırlar. Yedi tane büyük şakra vardır. Bu şakralar omurga ile paralel olarak yerleşmiştir. Şakralar ışık tayfındaki bütün renkleri kendi içinde barındırır. Ama her bir şakrada sadece bir renk baskın durumdadır. Temel şakradan başlayarak, Tepe şakrasına kadar olan renklerin sıralaması şöyledir. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi lacivert ve mor’dur.

Şimdi bu 7 şakrayı inceleyelim.

cakra1jpg1.jpg

1. TEMEL ŞAKRA: (Kırmızı) Bu şakra kuyruksokumu kemiğinin sonunda yer alır ve böylece dünyaya bağlanır. Yaydığı ışığın rengi, tayfın en düşük frekansta titreşen rengi olan kırmızıdır. Bu şakra dünyayla ilişki içindedir. Fiziksel enerjinin merkezidir. Bedende şu bölgeleri kontrol eder. Bacaklar, ayaklar, kemikler, kalın bağırsaklar, omurga ve sinir sistemi. Bu merkezin kontrol ettiği iç salgı bezi ise yumurtalıklardır. Bu merkez aynı zamanda cinselliklede ilgilidir.

2. SAKRAL ŞAKRA: (Turuncu) Bu şakra kasıkla göbek arasında yer alır. Buradan yayılan enerji, temel şakra enerjisinden daha kalitelidir. Bu merkez seksle bağlantılıdır ve ergenliğe kadar uyanmaz. Ayrıca bu şakra korku ve heyecan hisleriyle de bağlantılıdır. Etkisi altında olan organlar şunlardır. Deri, özellikle kadınlardaki üreme organı, böbrekler, idrar torbası, dolaşım sistemi ve lenfatik sistem. Bu merkezin kontrol ettiği iç salgı bezi ise, böbreküstü bezleridir. Bu şakrada bir dengesizlik olduğu zaman kadında veya erkekte cinsel sorunlar ortaya çıkar. Diğer sorunlar ise şunlardır. Böbrek ve idrar torbası enfeksiyonları, dolaşım sistemi bozuklukları ve düzensiz adet görme.

3. GÜNEŞSİNİR AĞI ŞAKRASI: (Sarı) Bu şakra onikinci göğüs omuruyla, birinci bel omuru arasında bulunur. Bu merkez, ruhsal ve fiziksel varlığımızın hayat merkezidir. Hayatımızı sürdürmemiz için gerekli olan ısıyı ortaya çıkarır. Güneşin etkisi altındadır. Bu merkez genel olarak sindirim ve özümsemeyle ilgilenir. Bu şakranın etkisi altında olan organlar şunlardır. Nefes, diyafram, mide, onikiparmak bağırsağı, safra kesesi ve karaciğer. İlgili olduğu iç salgı bezi ise pankreastır. Bu merkezde bir bozukluk olduğu zaman kişide uyuşukluk, içine kapanıklık, iştahsızlık baş gösterir.

4. KALP ŞAKRASI: (Yeşil) Bu şakra dördüncü ve beşinci göğüs omurlarının arasında bulunur. Bu merkez fiziksel seviyede kalp, dolaşım sistemi, akciğerler ve solunum sistemi, bağışıklık sistemi, kollar ve ellerle ilgilidir. İlgili olduğu içsalgı bezi timüstür. Sevgi enerjisinin içinden geçtiği merkez burasıdır. Bu merkez ne kadar açık olursa bencillikten uzak, yüksek bir ruhsal seviyeye ulaşma o kadar kolay olur. Diğer insanlarla burası vasıtasıyla sevgiye dayalı bir ilişki kurabiliriz.

5. BOĞAZ ŞAKRASI: (Mavi) Bu şakra fiziksel seviyede sinir sistemini, ses tellerini ve kulakları yönetir. İlgili olduğu iç salgı bezi Tiroiddir. Boğaz şakrası söylenen kelimelerin yaratıcılık merkezidir. Bu merkezdeki dengesizlikler astım, baş dönmesi, alerji, anemi, yorgunluk, boğaz ağrısına yol açabilir. Aynı zamanda cilt ve solunum sistemi sorunlarıda yaratabilir. Kişi ruhsal seviyede ise bir boşluk hissi ve kendini ifade etme zorluğuda yaşayabilir.

6. ALIN ŞAKRASI: (Lacivert) Bu merkez, yüksek benlikten (Ruhtan) emirleri alan merkezdir. Bu merkeze üçüncü göz de denir. Uyanışa geçtiği zaman telepati ve bilinç yeteneklerini geliştirir. Bu şakra fiziksel seviyede ise gözleri, burunu, kulakları kontrol eder. Beyinle bağlantılıdır. Bu merkezde meydana gelen dengesizlikler yorgunluğa, aşırı hassaslığa, karışıklığa ve katı düşüncelere yol açar. Fiziksel olarakta sinüs sorunlarına, nezleye, uykusuzluğa, zihin yorgunluğuna, sinir iltihabına ve migrene yol açabilir. Bu şakranın kontrol ettiği içsalgı bezi ise, hipofizdir.

7. TEPE ŞAKRASI (HÜKÜMDARLIK):
(Mor) Bu şakra kafanın hemen üzerinde bulunur ve fiziksel varlığın dışında yer alır ve genellikle özvarlığımızla, yüksek bilincimizle bağlantılıdır. Bu merkez bizi sonsuz yüce varoluşa götürür. Kontrol ettiği iç salgıbezi ise, epifizdir. İçinde bulunduğumuz ruhsal durumlardan dolayı bu şakralar bazen tamamen, bazende kısmen tıkanmış olabilir. Bu durumda iç salgı bezleri tam kapasiteyle çalışamaz. Aura ve şakralardaki enerji akışında meydana gelen bu engeller insanın enerji dengesini de bozar ki, bu dengesizlik, fizik bedende hastalıkların oluşmasına sebep olur.

Hastalığı şöyle tarif edebiliriz. Hastalık; herhangi bir düzeyde bloke edilmiş, akışı engellenmiş bir enerjinin yansımasıdır. Varlığımızdaki bir dengesizliğin dışa vurumudur. Auramız (ışın bedenimiz veya enerji bedenimiz) uyum içinde titreşmediği zaman hastalıklar oluşur. Hastalığı = uyumsuzluk olarak da düşünebiliriz.

 

Derleyen: Erol Yurderi
Yoga Öğretmeni

28/06/2007 Posted by | - Evrensel Enerji - Aura ve Chakra'lar - 1, YOGA | 3 Yorum