BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

KENDİNİ OKUMAK

picture1

“Kendini tanı” diyen Sokrates, yüzyıllar öncesinden evrensel bir öğütle sesleniyor günümüze ve hayatın anlamına ulaşmanın sırrını veriyor. Kendi içine yönelmeyen, kendini keşfetmeyen insan hayatını anlamlandıramaz. Kendini okumaya gayret eden bir birey, önce kendi varlığına ve daha sonra kendinden hareketle hayata bir anlam bulma yolunda ilerler.

Kendini okumak, keşfetmek nedir? Kendi iç kaynaklarımızın; yani yeteneklerimizin, becerilerimizin, hislerimizin, duygularımızın, inançlarımızın, düşüncelerimizin zayıf ve güçlü yönlerimizin farkına varmaktır.

Budizm’deki “içine bak!” , İslam’daki “Nefsini bilen Rabbini bilir”, bilgelerin ise “kendini bil!.” Çağrıları kendi içsel kaynaklarımızın farkındalığını hatırlatır.

İnsan doğru değerlere meyilli olarak yaratılmıştır: İnsanın potansiyelini keşfedip ortaya koyması, bu değerlerin yaşamında olmasıyla mümkündür. Bu değerler nelerdir? Sevgi, saygı, paylaşma, dayanışma, hoşgörü, empati, cesaret, içtenlik, iyi niyet, çalışkanlık, vefakarlık, diğerkâmlık… Bu değerlerle donatılmış insan, bazen yanlış değerlerin cazibesine de kapılabilmektedir. Kendini tanımaktan uzaklaşan ve yanlış arkadaşlıkların, geçici heveslerin rüzgarına tutulan insan, farkında olmadan kalbinde yanlış değerleri besler. Yaşamını anlamsızca tüketir.

Hayatının her karesini anlamlandıran ve kendini okuyan bir insan, nitelikli bir yaşamın penceresini aralar. İşte böyle bir insanın yaşam zenginliğini düşünün!. Duygularını kontrol edebilen, kendini yönetebilen, içsel kaynaklarını yerinde kullanan bir birey olmanın hazzı…

Kısaca insan hayatının güzelleşmesi de çirkinleşmesi de insanın elinde. Yanlış değerleri doğru olarak kabul edip ısrarla uygulayan bir insan, gerçekte yaşamını çirkinleştirmiştir.

Silkinin!.. Doğru değerlerle mükemmel donatılmış bir varlık olduğunuzu unutmayın!. Çok özelsiniz. Çünkü sizin bir benzeriniz yok.  O zaman başkası değil, kendiniz olun. Hayatınızın anlamını ve amacını keşfedin.  Doğru değerlerin ısrarlı uygulayıcısı olarak hayata gülümseyelim.  İyi insanlarla dost olup doğru değerleri yanımıza alalım. Kendimizi okumayı ve keşfetmeyi yaşam düstürü yapalım.

Yunus’un çağrısına kulak verelim: “İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.

Ferit Delen

“Genç gelişim”dergisinden alıntıdır.

Reklamlar

04/10/2009 Posted by | - Kendini okumak, RUHSAL GELİŞİM | , | 2 Yorum

ARINMAK

Nilüfer

Gerçek yoluna çıkan kimse, gönlünü arıtmakla başlar işe. Yanlışlarını, kusurlarını görerek onlardan sıyrılır. Gerçekleri öğrenip benimseyerek onları yaşar ve yaşatır.

Böylesine gönlünü arıtmaya, gönül eri olmaya ahdetmiş insana yüce varlıklar el uzatır, yardım eder. Onun hayrına türlü imtihanlar düzenleyerek, kısa yoldan düzelmesini ve yükselmesini sağlarlar. Bu yardım iki yönlü olur. Önce bilgiler verilir, doğru yol gösterilir. Sonra da bu bilgilerin ne derece benimsendiğinin imtihanı yapılır. Ve insan eksik olduğu taraflardan yoklanır. Ayağına kasten çelme takılır, içindeki şüpheler körüklenir, ona ters gelen olaylarla karşılaştırılır. Böylece insanın olaylar içinde yoğrularak eksiklerini görüp gidermesi, gerçek inanç ve teslimiyete bir an önce varması istenir. Vesvese veren herkesi en zayıf olduğu yerden yakalamaya çalışır. Benlik, kibir ve gurur mu taslıyoruz? Yoksa servet, şehvet ve şöhret yönünden bir düşkünlüğünüz mü var?  Vesvese veren bunları bilir ve bu noktalardan insafsızca, aynı zamanda ustaca vurur. Ya doğrudan içimize ayartıcı düşünceler, şüpheler göndererek, ya da bir insanı vasıta olarak kullanarak… Elhasıl vesvese veren bizi baştan çıkarmak, yoldan saptırmak için ne lâzımsa yapar. İmtihanı kazanmak için vesvese vereni iki yerden de çıkarıp artmasını bilmek, Tanrının buyruğu ile gönlümüzün dileğini bir etmek gerekir. Bu da bir yandan Tanrıya sığınmak, diğer taraftan da kusurlarımızdan sıyrılmak, boşluklarımızı bilgiyle doldurmak, eksiklerimizi tamamlamak, böylece vesvese verene açık vermemekle mümkün olur.

Daha sonra benlik ve bencillikten kurtulma, kötülüklerden soyunma dönemi yerini Tanrısal erdemlerle bezenme dönemine bırakır. Vicdan ölçülerine göre yaşanılan, acımaya, sevgiye, hoşgörü ve bağışlamaya, iyilik, yardım, özveri ve özgecilik gibi duygulara ağırlık veren bir dönemdir bu. Bencillikten sencilliğe, sadece kendini düşünmekten başkalarını da en az kendi kadar düşüşünerek yaşamaya geçilmiştir. Öylesine hoş ve huzurlu bir ortamda herkes iyilikte birbirleriyle yarışarak, güzel örnekler vererek ve iyi huylarda birbirine özenip benzemeye çalışarak bir takım üstün niteliklerin herkesin gönlünde yer etmesi sağlanmış olur. Birçok yönleriyle yetişmiş, her biri bir güzelliğin, iyiliğin örneği olacak kimseler artık asıl işlerine, O’na ve kullarına kulluk görevine bir ölçüde hazırdırlar demektir.

Kaynak: “İnsanda buluşalım” adlı kitaptan alıntıdır.

Güngör Özyiğit

20/08/2009 Posted by | - Arınmak, RUHSAL GELİŞİM | , , , | Yorum bırakın

OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜNMEK

Maskeler

Herbirimizin iç dünyasında bizleri yöneten ve aslında arıtılması  gereken  birçok duygu ve düşünce vardır.   Toplum içinde değişik maskelerimizle bunları saklamaya,  kendimizi olduğumuzdan farklı göstermeye çalışırız. Bu davranışımızın altında, bilgi yetersizliği, kendimize olan güvensizlik, çıkarlarımızı korumak, kendimizi başkalarına beğendirmek, sevdirmek ve daha birçok neden yatar. Bu nedenlerden dolayı diğer insanların gerçek yüzümüzü görmelerini istemeyiz. Dış dünyaya karşı hep mükemmeli oynarız!.  Her zaman sevgi doluyuz!.. Taa ki, günün birinde birisi gelip bizim nasırımıza basıncaya kadar. O zaman gerçek yüzümüz, seviyemiz ortaya çıkar.

Bir bilge, “Bir insanın gerçek tekâmül seviyesi, her zaman ki göründüğü hali değildir.  Karşılaştığı herhangi bir olayda nereye kadar düşebiliyorsa, düştüğü yer, onun gerçek seviyesidir.” diyor.  İnsanın görevi bu seviyeyi devamlı olarak yukarılara çekmek olmalıdır.  Bir anlamda yükselmek, olgunlaşmak  budur.

Evrensel yasalara göre elbet ki yaşantımızda karışıklıklar, engeller ve düşüşler her zaman olacaktır. Ancak o zaman, kendimizin nerede olduğunu görebiliriz, bilebiliriz. Hedefimiz; “sahte benimizin farkına vararak, onun esiri olmadan, gerekli değişim ve dönüşümü yaparak, gerçek benimize doğru yol almak” olmalıdır.

Ne demiş sevgili Mevlâna; “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!..”   Sonuçta olduğumuz gibi görünmeliyiz.

Erol Yurderi

01/07/2009 Posted by | - Olduğumuz gibi görünmek, RUHSAL GELİŞİM | | 2 Yorum