BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

YARATICI BİÇİMDE DÜŞÜNMENİN YOLLARI

thinking1.gif

1. Yapabileceğinize inanın: Bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda aklınız onu yapmanın çözüm yollarını bulacaktır. Bir çözüme inanmak o çözümün yolunu açar.”İmkansız”, “işe yaramaz”, “yapamam”, “denemeye değmez” laflarını düşünme ve konuşma sözcüklerinizden çıkarın.

2. Geleneklerin aklınızı dondurmasına izin vermeyin: Yeni fikirlere açık olun. Denemeci olun. Yeni yaklaşımları deneyin. Yaptığınız herşey ilerleyici olsun.

3. Kendinize hergün şunu sorun: “Daha iyi nasıl yapabilirim?” Kişisel gelişimin sınırı yoktur. Kendinize “Daha iyi nasıl yapabilirim?” diye sorduğunuzda işe yarar cevaplar belirecektir. Deneyin, göreceksiniz.

4. Kendinize sorun: “Daha çok nasıl yapabilirim?” Kapasite aklın o anki durumuna bağlıdır. Kendinize bu soruyu sorduğunuzda aklınızı pratik yollar bulmaya itmiş olursunuz.

5. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin: Sorun ve dinleyin; böylece parlak kararlara ulaşmak için gerekli hammaddeyi elde edeceksiniz. Unutmayın: Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekellerine alırlar.

6. Zihninizi genişletin: Kıvılcımlara açık olun. Sizde yeni düşünceler üretmede ya da işleri yapmak için yeni çözümler bulmanızda yardımcı olacak kişilerle ilişki kurun. Farklı meslek dalları ve ilgi alanlarında insanlarla biraraya gelin.

Dr.David J.Schwartz ©

Kaynak: “Büyük Düşünmenin Büyüsü”

Reklamlar

05/07/2007 Posted by | - Yaratıcı biçimde düşünmenin yolları, ÇEŞİTLİ YAZILAR | Yorum bırakın

GÖKKUŞAĞI

hawaii_rainbow1.jpg

Dünyanın bütün renkleri birgün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar;

YEŞİL demiş ki:

“Elbette en önemli renk benim… ben hayatın ve umudun rengiyim. Çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim… Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı…!

MAVİ hemen atılmış:

“Sen sadece yeryüzünün rengisin, ya ben?.. Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız”

SARI söz almış:

“Siz dalga mı geçiyorsunuz?… Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim… güneşin rengiyim… ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz.”

TURUNCU onun sözünü kesmiş:

“Ya ben?… Ben sağlık ve direncin rengiyim… insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur… Portakalı, havucu düşünün. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın”

KIRMIZI daha fazla dayanamamış:

“Ben hepinizden üstünüm!. Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!. Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!. Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!. Bensiz bu dünya bomboş olurdu!.”

MOR ayağa kalkmış:

“Hepinizden üstün benim… ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir… Ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz… dinler ve itaat ederler”

…Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar… Her biri diğerini itip kakıyor; ”En büyük benim” diyormuş… Derken bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış… Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar…

Ve YAĞMUR’un sesi duyulmuş…

“Sizi aptal renkler… Bu kavganızın anlamı ne?… Bu üstünlük çabanız neden?… Siz bilmiyor musunuz ki, her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz… Şimdi elele tutuşun ve bana gelin” Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar… Elele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay şeklini almışlar…

Yağmur onlara; “Bundan böyle…” demiş…. “Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar… insanlara yarınlar için umut olacaksınız… Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GÖKKUŞAĞI diyecekler… Anlaştık mı?..”

Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GÖKKUŞAĞI belirir…

Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız ve hepimiz özeliz… Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız.

Dilara Pekel

 

05/07/2007 Posted by | - Gökkuşağı, ÇEŞİTLİ YAZILAR | 3 Yorum

SEVGİ ÜZERİNE KÜÇÜK BİR ÖYKÜ

p1010511a.jpg

Aslında bir zamanlar hiçbir şey yoktu, sadece ve tek Yaratan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak bilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemeyeceğimiz bir zamanda, aslında zamanın da olmadığı bir boyutta, bizi yaratan, yalnızlığını kırmak istedi. Belki de, nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta, beş duyu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmosu, evreni yarattı. Bütün bu yaratılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü “sevgi”ydi. Bütün evren “bilgi” ve “sevgi” üzerine kurulmuştu. Kimbilir Yaratan belki de sevme ve sevilme ihtiyacı hissetti, belki de hiçbir şeyin ihtiyacı içinde değildi ; sadece “sevgi”nin yaşanmasını ve tecrübe edilmesini istedi. Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı yaratıldı. Hepsi de sevginin başka bir ifadesi idi.

Bu güneş sistemi içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğlu ise her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu tecrübe edebileceği özel bir fizyoloji ile yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasındaydı. Bu da, içinde yatan “sevgi”ydi. Ama gerçek ve derin düzeyden bir sevgi, bütün evreni “sevme gücü”ydü.

Dünya gezegeninde, önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından yavaşça kopmaya, sadece kendi cinsine ve türüne değil, aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı. Özünden o kadar uzaklaştı ki, huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içerisinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yöneldi ; savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü. Teknolojiyi yaratırken manevi değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu.

“Sevgi” kendisini çeşitli zamanlarda, değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacını hissetti insanlara Yaratan ‘ın bir parçası olduklarını hatırlattı. Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler yaşadı. Derken bir gün insanoğlu, hemcinslerine ve diğer canlılara “sevgi” enerjisiyle yaklaşırsa, unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini anlamaya başladı. Ait olduğu bütünün başka bir parçasını üzdüğünü ve aslında bunun, kendisinin de üzüleceği anlamına geldiğini fark etti.

“Sevgi” o kadar önemli ve muhteşem bir güçtü ki ; insanoğlu kendini, tüm canlıları ve Yaratan ‘ı tekrar sevmeyi denedi. Ve ondan istendiği şekilde, gerçek ve derin bir düzeyden severek, Yaratan ile temas kurmaya ve tekrar muhteşem bir kaynaktan beslenmeye başladı. Sonra, dünya üzerinde savaşlar, ölümler, açlık tekrar azaldı. “Sevgi”nin gücüyle insanoğlu öyle bir noktaya geldi ki, makrokozmosun bir parçası olduğunu fark etti ve doğa da insanoğlunu tekrar ödüllendirmeye, ona mutluluk, huzur ve barış vermeye başladı. Her kalpten çıkan küçük “sevgi” damlacıkları birleşti, ırmak oldu, göl oldu, deniz oldu. Denizler de sonsuz sevgi ve mutluluk okyanusuna dönüştü. Artık damlalar yok ; sonsuz mutluluk ve “sevgi” okyanusu vardı.

Her şey başladığı noktaya geri dönmüştü.

Dr. ENDER SARAÇ – Ayurveda adlı kitabından

 

05/07/2007 Posted by | - Sevgi üzerine küçük bir öykü, ÇEŞİTLİ YAZILAR | Yorum bırakın