BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

RUH VE BEDEN UYUMU

ruh-ve-beden.jpg


Spirituel bilgiye göre ruh, dünya üzerinde tekamül edebilmek için bir bedene ihtiyaç duyar. Bedenimiz ruhumuzun evidir. Bedendeki beş duyu ise, ruhumuzun dünyaya açılan pencereleridir.

Bizler şu anda ruhumuzla ve bedenimizle bir bütün halindeyiz. Ruhumuzu geliştirirken, bir yandan da bedenimizi geliştirmeye özen göstermeliyiz. Bu uyumu yakalamak zorundayız. Çünki ruhsal gelişme, ruhun ve bedenin uyumu ile olur. Bu temel bir öğretidir.

Acaba evimize (bedenimize) gereken önemi ve özeni gösteriyor muyuz? Ruhumuzla bedenimiz birbiri ile uyum içinde çalışıyor mu? Yoksa hastalıklara davetiye mi çıkarıyoruz?

Bedensel gelişmenin ilk şartı, bilinçli olarak solunumdur. Yani doğru nefes almayı öğrenmektir. Çünkü bilinçli ve düzenli solunum her şeyin başlangıcıdır. Çünkü nefes hayattır. İnsan nefes almadan yaşayamaz. Ayrıca insan beslenmesine ve uykusuna da dikkat etmek zorundadır.

Evrenin kendisi bir enerjidir. Ve enerji sonsuzdur. İnsanda bir enerjidir. Ruhsal yönü olmasına rağmen dünya katında “madde enerji varlığı” sıfatını almaktadır.

Evrendeki enerjiyi bedene çeken insanın kendisidir. Çünkü bedenimiz enerji ile yaşar. İşte bilinçli ve düzenli olarak yapılan solunum, bu evrensel enerjiyi bedene alma yollarından biridir. Yogilerin, prana yahut “hayat enerjisi” adını verdiği bu enerji, heryerde bulunur. Maddede, suda, havada, vs., heryerde.

Bir insan için doğru nefes almanın iki amacı vardır. Birincisi; kana ve oradan beyine daha fazla oksijen götürmek, ikincisi pranayı, “hayat enerjisini” bedene alıp depolayarak, bedene canlılık ve dayanıklılık sağlamak. Şunu da bilmek gerekir ki, nefes egzersizleri sayesinde zihin de, daha sakin ve huzurlu olur. Böylece düşüncelerimizi ve duygularımızı daha rahat kontrol eder hale geliriz.

İnsan sadece fiziksel bedenden oluşmamaktadır. Onun bir de, her hücresinden yansıyan ışık bedeni vardır. Bu ışık bedenin yansımasına (AURA) diyoruz. Aura tamamiyle fizik bedeni çevreleyen bir enerji alanıdır. Bu ışık bedende şakra adı verilen 7 tane de algılama merkezi vardır. Bu şakralar, nefes yoluyla aldığımız enerjinin, prananın, fiziksel bedene aktarılmasında terminaller olarak iş görürler. Onlar birer enerji dağıtım merkezleridir. Bu merkezlerin devamlı açık tutulması çok önemlidir. Çünkü prana “hayat enerjisi” içimizde dolaştıkça kendimizi daha sağlıklı ve kuvvetli hissederiz. Eğer çeşitli ruhsal nedenlerden dolayı enerji bedenimizi zayıf düşürmüşsek, bu zayıflık fizik bedenimize de yansır ve hastalıkların oluşmasına sebep oluruz.

Biliyoruz ki, insan bedeni DNA dediğimiz yapı taşlarından oluşmuştur. Ve biz insanlar mikroorganizmalar ve hücrelerin yanında en çok bu yapı taşlarının etkilerini taşırız. İnsan tekâmülü boyunca, kendisinin yarattığı ve sonuçta çeşitli hastalıkları oluşturan, yapı bozukluğu haline gelen, sabit fikirler üretir. Herbirimizde, boyutları değişik olmak üzere, sonradan edinilen yapı bozuklukları vardır. Bunları besleyen, insanın kendisi, sabit fikirleridir. Ve bu, insanda bölünmelere, parçalanmalara sonuçta yapı bozukluklarına yol açar ve hastalıkları oluşturur. Buna fizyolojik bir olay dersek yanılmış oluruz. Bunlar, yaşamımızdaki bütün olaylarda belirli bir dengenin kurulamaması ve tamamiyle yitirilmesi sonucunda ortaya çıkan olaylardır. İlk önce yapmamız gereken şey, dağılmış olan hücre yapımızı ve yapı taşlarımızı toparlamaktır. Bunları dengelemektir. Çünkü enerjilerin kullanımı, enerjilerin yansıması, toparlanması, gelişimi bu yapı taşlarından geçer. Önemli olan, içinde bulunduğumuz olumsuz ruhsal durumların, sabit fikirlerin, fizik bedenimizi etkilediğini ve hastalıkları oluşturduğudur. Buna izin vermemek gerekir.

Auramızı genişletmek bizim elimizdedir. İnsan düşünce bazında bilgilenip, genişledikçe aurası da genişler. Enerjileri artar. İlerlemek, yükselmek, bilgilenmek ve hele hele şifa almak veya vermek, bizim evrenimizde ruhun ve bedenin uyumu ile olur. Onun için ruh varlığımıza gösterdiğimiz özeni, bedenimize de göstermek zorundayız. Doğru nefes alarak onu enerjiyle beslemeliyiz. Çünkü bedenimiz tekamülümüzdeki en büyük destekçimizdir. Ona zarar vermemeliyiz, onu hırpalamamalıyız. Onu her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak tutmalıyız. Ona gereken saygıyı göstermeliyiz. Çünki bedenimiz ruhumuzun evidir. Ve ruhsal tekamül, ruhun ve bedenin uyumu ile olur.

Erol Yurderi

Reklamlar

29/06/2007 Posted by | - Ruh ve Beden uyumu, RUHSAL GELİŞİM | Yorum bırakın

RUH ÖLÜMSÜZDÜR

p11.jpg

Zaman ve mekân dışı bir varlık olan ruh, duyularımızla anlaşılamaz ve anlatılamaz. Çünki o elle tutulan, gözle görülen bir şey değildir. Bu bakımdan ruh için yapılabilecek her türlü tarif, eksik ve yetersiz kalacaktır. Ruh ancak etki ve tezahürleriyle bilinebilir. Bir örnek verirsek, elektiriğin kendisini göremeyiz ama, onun ısı ve ışık şeklindeki etkilerini biliriz. Ruhu da göremeyiz ama, onun bedene can ve şuurluluk veren etkilerini biliriz.

Ruh, Tanrı tarafından mükemmel bir “öz” olarak yaratılmıştır. Ölümsüzdür. Tanrısal bilgiye sahiptir ama, Tanrı değildir. Tanrı’nın bir yansımasıdır. Özü bakımından sonsuz güç sahibidir; bu güç asla azalmaz ve yok edilemez. Şuur, irade ve tahayyül (imajinasyon) ruhun özellikleridir. Ruh, beş duyu ile sınırlı olmayıp, sonsuz duyulara ve yeteneklere sahiptir.

Bizim bir “Öz ruh”, bir de “Eren ruh” tarafımız vardır.

Öz ruh; Tanrısal olan tarafımızdır. Mükemmeldir. Öz ruhta akıl vardır. Ve devamlı bilgi biriktirerek gelişir.

Eren ruh ise; Tekamül etmesi gereken tarafımızdır. Bu tarafı başlangıçta nefis (ego) olarak görebiliriz.. Bencilce istek ve arzuların, duyguların bulunduğu yer.

Esas amaç, öz ruhta bulunan gelişmiş akılla, eren ruhu terbiye ederek onu gönül’e dönüştürmektir. Öz ruh, Eren ruhu iyice olgunlaştırıp gönül haline getirdiği zaman ikisi bir olmaktadır. Buna aklımızla gönlümüzü bir etmek de diyebiliriz. Gönülle beraber dengede çalışan bir akıl, ruhsal gelişim için çok önemlidir.

Ruhun amacı, maddi ve manevi alemlerde tekamül ederek, yani kendini geliştirerek, kendi özüne doğru yol almaktır. Sonuçta, Tek Olan’a, Bir Olan’a, Yaradan’a kavuşmaktır.

Ruh, kendini yönetebildiği gibi, maddeyi de yönetir. Maddesel evren, ruhun eseridir. Ruh sonsuz faaliyette bulunmak zorunda olan bir varlıktır. İrade ve güç sahibi olan ruh, sürekli olarak maddeye şekil verir ve onu dağılmaktan korur. Beden de ruhun eseridir. Ruh bütün bu işleri belirli evrensel kanunlara uyarak yapar. Tanrı yaratır, ruh ise, yaratılana şekil verir.

Ruh dünya gelmeden önce öte alem veya ruhlar alemi denilen yerde bulunur. Bu alemin kendine özgü maddesel bir yapısı vardır. Orası kabadan inceye doğru değişen enerjilerden meydana gelen bir yapıdadır. Ruh varlıkları öte alemde kendi enerji titreşimlerine uygun olan ortamlarda bulunurlar. Biraz açarsak, her ruh varlığı kendi olgunluk derecesine göre bu alemde yerini alır. Bu alemin zamanı ve maddesi kendine göredir. Ruh varlıkları tekamüllerine burada da devam ederler. Oradaki yaşam dünyadakinden farklıdır. Bu ortamda imajinatif faaliyet geçerlidir.

Tekamül etmek için dünyaya inmeye (enkarne olmaya) karar veren bir ruh, bütün programını bu alemde hazırlar. Ruh yaptığı programla kendisini geliştirecek en uygun ortamı seçerek dünyaya gelir.

İnsan dediğimiz varlık, ruh ve beden’ den meydana gelmiştir ve bir bütünlük arzeder. İnsan bu sebeple hem maddesel, hem de ruhsal özellikler taşır. İnsanın üstün ve her şeye hakim olan yönü ruhudur, beden ise sadece geçici bir araçtır. Bedeni canlı tutan ve yöneten ruhtur. Bir örnek verirsek, ruhu bir arabanın şöförüne, bedeni de arabaya benzetebiliriz. Ruhun etkisi olmazsa, beden hiçbir şekilde çalışmaz. O halde insan, ruh sahibi bir beden değil, beden sahibi bir ruhtur. Ayrıca ruh, ne bedenin içinde nede onun dışındadır. Ruh, bedeni dolduran mekanizmadır ve enerjisi ile bedeni yönetir. Her an iletişim içindedirler. Ruhun amacı, maddi ve manevi alemlerde birçok deneyimler yaparak bilgisini arttırmak, dolayısıyle olgunlaşmaktır. Dünya da bir olgunlaşma yeridir. Bunun için bir beden kullanır.

Bedenimiz ve dolayısıyla beş duyumuz, ruhun dünyaya açılan pencereleridir. Ruhsal gelişme bedenin ve ruhun uyumu ile olur. Onun için beş duyuyu çok iyi kullanmak gerekir. Çünki bedendeki beş duyu ile alınan bütün izlenimler, zihin aracılığı ile ruhu gönderilir. Ayrıca ruhtan gelen bütün emirler de zihin aracılığı ile bedene ulaştırılır. Birçok insan, zihnini, ruh olarak düşünür. Zihin kesinlikle ruh değildir. Çünki zihindeki düşünceleri yönlendiren, değiştiren bir şey vardır. O da ruhun kendisidir. Sonuçta zihin ve beden ruhun ifade aracıdır.

Ruh, bedeni kullanarak, dünyadaki bilgilenmesini ve görevlerini yapar. Sonra bedeninden ayrılarak, tekrar öte aleme, (ruhlar alemine) geri döner. Ruh ve beden ilişkisinin kesin olarak kopmasına da ölüm denir. Ölüm, doğum kadar olağan bir doğa kanunudur ve sadece beden için geçerlidir. Ruh için değil. Çünki ruh ölümsüzdür.

Derleyen: Erol Yurderi

Kaynak: Ruh ve Madde Yayınları

 

29/06/2007 Posted by | - Ruh Ölümsüzür, RUHSAL GELİŞİM | 3 Yorum

TEKÂMÜL VE TEKRARDOĞUŞ KAVRAMI

ruh-olumsuzdur.jpg

Evrende yaratılmış olan her şey tekâmül etmektedir. Ruh da sonsuz olan evrende çeşitli halden hale geçerek tekâmül eder. Tekâmülün sonu yoktur, çünkü evren sonsuzdur.

Dünyamız evrende bulunan tekâmül okullarından biridir. Ruh varlığı da, dünya okuluna, belirli bir olgunluğa varmak için doğar. Tekâmül etmek için dünyaya doğan ruh, dünya üzerinde bilgi ve tecrübesini arttırmak için bir beden kullanır. Fakat bu bilgi ve tecrübe tek bir hayatta öğrenilemez çünkü buna zamanı ve enerjisi yetmez. Bu yüzden tekrardoğuşlarla insana yeni imkanlar sağlanır, tekâmül hızlandırılır. Dolayısıyla tekrardoğuşlar tekâmül için konulmuş bir Tanrı kuralıdır. Tekâmülde devamlı olarak bir yükseliş vardır, gerileme asla yoktur. Ve insan hep insan olarak doğar.

Gerçek adalet tekrardoğuşla sağlanır. Dünyada insana verilen zenginlik, sağlık güzellik, kısa ömür, fakirlik, hastalık, çirkinlik gibi değerler, ruhun bilgi ve tecrübesini arttırmaya yarayan vasıtalar olup, hepsi dünyada kalacak olan göreceli değerlerdir. Evrende her şey Tanrı’nın koyduğu kanunlarla işlemektedir. Tesadüf yoktur. Gerçek adalet sebep-sonuç kanununa göre sağlanır. Daima bir Tansıral dengelenme vardır.

İnsan kaderini kendi oluşturur. Çünkü Tanrı, ruhu bu yetenekle yaratmıştır. Maddesel evrende her şey sebep-sonuç kanununa göre yürür. Bu kanun gereği, ne ekersek onu biçeriz. Yaşadığımız bütün olaylar, başımıza gelen her şey; daha önceki hayatlarımızdaki ve bu hayattaki yaptıklarımızın doğal sonucudur. Dolayısiyle bir hayatın sonucu, gelecek hayatı hazırlar. Tanrı kimsenin alnına kara yazı yazmadığı gibi, kimseyi de kayırmaz; dili, dini, cinsiyeti, ırkı ve milliyeti ne olursa olsun, bütün insanlar O’nun gözünde birdir.

İnsan, kendi bilgi ve görgüsüyle sınırlı hür bir iradeye sahiptir; yani seçme özgürlüğü vardır. O halde sebep-sonuç kanununa göre iyilik de kötülük de insandandır ve asla bir adaletsizlik söz konusu değildir. Ne kadar ıstıraplı olaylar yaşarsak yaşayalım, ne başkalarını ne de Tanrı’yı suçlama hakkına sahip değiliz. Çünkü her şeyin sorumlusu insanın kendisidir. Seçme sorumluluğu insana aittir.

İnsana hatalarından dolayı ceza değil, telâfi imkanı verilir. Çünkü mükemmel olan Tanrı, yarattığı bu ruhu maddesel tecrübesizliğinden dolayı azarlamak ve cezalandırmak için yaratmamıştır. Dünyada beden vasıtasıyla tekamül etmekte olan ruh, dünyanın şartları gereği ancak deneyerek, yanılarak, hata yaparak, bilgi edinmektedir.

İnsanlar yardımlaşarak tekamül ederler. Evren kanunları’na göre insanların tek başlarına gelişmeleri mümkün değildir. İnsanlar ancak toplum içindeyken paylaşmayı, ortaklaşa iş yapmayı, yardımlaşmayı ve sevmeyi öğrenebililer. Ve insan ancak diğer insanlara karşılıksız hizmet etmekle gelişebilir.

Tekamül adım adım gerçekleşir. Ruh varlığı tekrar tekrar doğuşlarla maddi evrenlerdeki bilgi ve deneyimini artırarak yavaş yavaş sonsuz tekamül yolculuğunu sürdürür. Ve sonuçta varlık öyle bir tekamül seviyesine ulaşır ki, artık bedende doğmak mecburiyetinden kurtulur.

Derleyen: Erol Yurderi

Kaynak: Ruh ve Madde Yayınları

 

29/06/2007 Posted by | - Tekâmül ve Tekrardoğuş kavramı, RUHSAL GELİŞİM | 6 Yorum