BİLGELİKYOLU

Sevgiye ve Bilgiye sınır yoktur

BEŞ DUYU VE ALGILAMANIN ÖNEMİ

5-duyu-sensesa.gif

Ruhun amacı, dünya üzerinde birçok deneyimler yaparak bilgisini arttırmak ve sonuçta olgunlaşmaktır. Bunun için ruhun bir bedene ihtiyacı vardır. Bedendeki beş duyumuz ise ruhun dünyaya açılan pencereleridir. Çünkü ruh, dış dünyaya ait bilgileri duyuları yoluyla elde eder.

Beş duyumuz çok mükemmel bir şekilde yaratılmıştır. Bunlar; (görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma) duyularıdır. Fakat onlar sadece birer araçtır, alettir. Çünkü algılayan duyular değil, zihindir. Algılama geliştikçe zihin de gelişir. Zihin, dış dünyadaki şeylerle ilgili bilgileri elde etmek için beyin ve sinir sistemini kullanır. Duyular yoluyla elde edilen şeyler, zihnin çalışması için hammaddedir. Tıpkı bir bedenin, büyümesi için belirli gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, zihinde, büyümek için dış dünyadan, evrenden alınan izlenimlere muhtaçtır. Ve alınan bütün izlenimler, zihin aracılığı ile ruha gönderilir ve dolayısiyle ruh zenginleşir.

DIŞ DÜNYA – - – BEDEN (Beş duyu) ZİHİN (Algılayan) RUH (Zenginleşen)

Eğer duyularımızı çok iyi kullanmayı öğrenirsek, algılamalarımızda o ölçüde çok daha net olacak ve ruhumuz giderek zenginleşecektir.

Bazen de duyular yoluyla almadığımız bir çok şeyi bildiğimizi de farkına varırız. Onlar daha önceki enkarnasyonlarımızda duyular yoluyla aldığımız izlenimlerdir. Bunlar, ruhsal zihnimizde depolanmış bilgi birikimleridir. İçgüdüsel olarak yaptığımız birçok şey buradan kaynaklanır.

Ayrıca araştırmalar bize, insanda beş duyunun ötesinde, daha yüksek duyularında mevcut olduğunu göstermektedir. Bunlar, Parapsikolojinin konusu olan (DDA) “Duyular Dışı Algılama” dır. Genellikle halk arasında “Altıncı Duyu” olarak bilinen, Duyular Dışı Algılamalarımız, (Telepati, Durugörü, Duruişiti, Dermo-optik algılama, Önceden bilme, Psikometri ve Psikokinezi’dir.)

Şimdi bunları biraz açalım.

Telepati: İki kişi arasında her türden düşünce ve duygunun zihinden zihine gönderilip alınması tarzında yapılan bir haberleşmedir.

Durugörü: Uzaktaki olayların, insanların ve objelerin zihinsel resmini algılama yeteneğidir.

Duruişiti: Hiçbir maddi araç, alet olmadan uzaktaki ses ve konuşmaları duymaktır.

Dermo-optik algılama: Buna deri (cilt) yüzeyi ile görme de diyebiliriz. Dermo-optik algılama, el parmak uçlarıyla, görülmesi istenen eşyalara dokunmak suretiyle gerçekleştirilir. Körler bu algılama ile renk ayırımı bile yapabilmektedirler.

Önceden bilme: Kısaca gelecekteki bir olayı hiçbir düşünce üretmeden bilebilmektir. Buna önsezi de diyebiliriz. Bu yetenek hayvanlarda da görülür. Depremlerin önceden hissedilmesi, kuşların göç yollarını bulabilmesi, sert geçecek kış mevsimi için karıncaların daha fazla yiyecek depo etmesi gibi.

Psikometri: Eşyaya ya da insana sadece eliyle dokunmak suretiyle karakter ya da etkilerin okunması. Objedeki bulaşmış olan enerjiden, auradan.

Psikokinezi: Gözle görülür bir fiziksel bir temas olmaksızın, eşyaları zihin yada düşünce gücüyle yerlerinden oynatabilme yeteneğidir. Levitasyon ve apor olaylarını da buraya koyabiliriz.

Yukarıda anlatılan “Altıncı duyu” olarak bilinen D.D.Algılamalarımız, doğuştan herkesin getirdiği yeteneklerdir. Bunlar uygun teknik ve pratiklerle ortaya çıkartılabilir veya geliştirilebilir. Fakat bizim için öncelikle gerekli olan, beş duyumuzu en iyi şekilde kullanmak ve onları hissetmek olmalıdır.

Biliyoruz ki evrende herşey enerjidir. Zaman ve mekana göre bu enerji değişik görünümler alır. Bizler, bilinen beş duyu yardımıyla evrendeki bu enerji titreşimlerinin çok az bir kısmını algılayabilmekteyiz.

Ruhumuzun kendi gelişimi için çok mükemmel olarak yarattığı beş duyu, sadece belirli enerji titreşimlerini alabilecek özelliktedir. Yani bir anlamda sınırlıdır. Göz, en akıllıca ve dikkatle ışık dalgalarını almak üzere dizayn edilmiştir. Ses dalgaları onun üzerinde bir etki yaratamaz. Fakat kulağın hassas mekanizması yalnız ses dalgalarına cevap verir. Bunun gibi her hissediş grubu tamamen farklıdır. Organ ve sinirler, her grup için ayrı ayrı dizayn edilmiş ve kendi işine özel olarak uydurulmuştur.

Duyu organlarımızın çalışmasına okadar alışmışız ki, onları “doğal bir şey” gibi ele alırız. Onları geliştirilmiş, hassas ve olağanüstü araçlar diye tanıyamayız. Eğer ruhun bu aletleri projelendirdiğini, imal ettiğini ve kullandığını düşünürsek, onların hayatımızla asıl ilişkilerini anlamaya başlar ve onlara saygıyla davranırız.

Şimdi duyularımızın özelliklerine şöyle bir göz atalım.

1. Dokunma duyusu: Deri dokunma duyusunun bulunduğu yerdir ve sinirleri derinin tamamı üzerinde dağılmıştır. El ve bilhassa parmaklar ve onların uçları da duyunun asıl organlarıdır. Dokunma duyusunun keskinliği, bedenin değişik bölümlerinde değişir. Dokunmanın duyarlık derecesi de kişiden kişiye farklıdır. Bazılarının parmaklarında çok hassas bir dokunma duyusu varken, diğerlerinde çok düşük düzeydedir. Aynı şekilde bazı insanların birkaç gram ağırlık değişikliğini hissedebildikleri de bilinmektedir. Dokunma duyusunun gelişmesinde dikkatin önemini çok büyüktür. Çok hassas dokunma duyusu gerektiren mesleklere girmiş kimselerde gelişme olağanüstüdür. Kumaş kontrol edenler, yalnızca dokunma duyusu ile en ince farklılığı ayırt edebilirler. Körler görme eksikliğini büyük ölçüde, gelişmiş dokunma duyusuyla giderirler. Hatta dokunarak renk ayırımı bile yapabilen körler vardır.

2. Tatma duyusu: Bu duyu, dokunmayla yakından ilgilidir. Gerçekte bazı otoriteler tatma duyusunu dilde, pek çok gelişmiş bir dokunma duyusu gibi düşünürler. Dil, en hassas dokunma duyusuna sahiptir. Ayrıca mükemmele yaklaşacak şekilde tat alma duyusuda vardır. Tatma ve dokunmada cisim, duyu organı ile doğrudan doğruya temas etmelidir. Koklama, işitme ve görmede böyle değildir. Tatma duyusu bedenin çok ufak bir bölümünde (dilde) sınırlandırılmıştır. Halbuki dokunma duyusu geneldir. Tatma duyusu büyük ölçüde sıvıların varlığına bağlıdır. Yalnızca eriyebilen maddeler tat alma duyusu ile varlıklarını belli ederler. Şarap tadımcısı gibi öyle meslekler vardır ki, bu meslekte çalışanların inanılmaz derecede tat alma duyuları gelişmiştir.

3. Koku duyusu: Bu duyu ile tatma duyusu birbirine yakından bağlıdır. Burun, herhangi bir madde ağıza girmeden önce kokusunu keşfeder. Koku duyusu, küçük par-tikül veya cisimlerin, hava vasıtasıyla burun içindeki ıslak zara götürülmesiyle başlar. Zar ıslaklığı ile, partikülleri bir süre yakalar, ve hassas sinir organizması aradaki fark ve nitelikleri zihne bildirir. Zihin de cismin özelliği hakkında böylece bilgi edinir. Tüm değişik kokular zihne kaydedilir.

Koku duyusu hayvanlar arasında çok gelişmiştir. Hayvanlar çok geniş ölçüde kokuya inanmak zorundadır. İnsanlar arasında da örneğin tütüncüler, kozmetikçiler vb. gibi birçok mesleklerde bu işi yapanların koku duyularının gelişmiş olması gerekir. Bazı körlerin kişileri bu yolla ayırt ettikleride bilinmektedir.

4. İşitme duyusu: Bu çok karışık bir duyudur. İşitme olayında cisim çok uzakta olsa bile izlenimler, havanın titreşimleri ile taşınır, sonra işitme duyusunun sinir sistemi tarafından yakalanır ve zihne bilidirilir. Kulak da belirli frekanslar arasında duyar. Bazı kişilerde duyma farklılıkları olabilir. Fakat dikkatin uygulanmasıyla herkes bu duyuyu geliştirebilir. Hayvanlar da çok keskin işitme duyularına sahiptir. Diğer taraftan müzisyenler de bu duyularını başka yönde geliştirmişlerdir.

5. Görme duyusu: Bu duyu, insan duyularının hepsinin en karışığı ve en üstünü olduğu kabul edilir. Diğer duyulardan herhangi birinden çok daha çeşitli bilgiler verir. Göz de belirli iki frekans arasında görür. Bunların üstünde ve altında sayısız derecede gözle görülemeyenler vardır. Bunlardan bazıları aletlerle algılanabilir. (Mikroskop veya Teleskop gibi) Görme olayını, eşyaların, objelerin üzerine doğru uzanmış bir dokunma duyusu olarak da algılayabiliriz.

Yukarıda anlattıklarımızdan sonra kişinin algı gücünü geliştirmesinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çünkü ruh, devamlı olarak evrenin bilgilerini elde etmek ister. Bu bilgilerin büyük bir bölümünü duyuları yoluyla edinir. Onun için herbirimiz gelişmiş duyulara ve algılama gücüne sahip olmalıyız. Herkes duyularına egemen olmak, onları daha yüksek bir dereceye getirmek zorundadır.

Şimdi biraz da algılamanın kurallarından bahsedelim.

Algılama sanatını kazanırken ilk hatırlanacak şey, karışık bir şeyin veya cismin tamamını, aynı anda veya bir an önce kavramaya çalışmamaktır. Algılamayı yapan, önce cismin ayrıntılarını incelemelidir ve sonra bu ayrıntıları guruplandırdığında bütünü incelediğini görecektir. Bir şahıs yüzünü konu olarak ele alalım. Eğer bir kimse, yüzü bir bütün halinde kavramaya çalışırsa, önemli derecede başarısızlıkla karşılaşır. İzlenim, ayrıntısız ve bulanık haldedir. Bundan sonra o kişinin yüzünün hatırlanması da ilk algıya uygun olur. Fakat yüzünü ayrıntılarıyla inceleyelim. Önce gözler, sonra burun, daha sonra ağız, çene, saçlar, yüzün dış hatları, cilt gibi. O zaman incelediğimiz yüzün tamamına ait açık ve ayrıntılı bir bilgiye sahip oluruz.

Aynı kural herhangi bir konu yahut eşya içinde geçerlidir. Diyelimki bir binaya bakıyorsunuz. Eğer binanın basitçe bütünü hakkında genel bir kavram elde ederseniz, onunla ilgili pek az şey hatırlarsınız. Belki yalnızca dış hatlar, şekli, ölçüleri rengi vb. şeyler. Fakat binayı tanımlamaya kalkarsanız hayal kırıklığı kendini gösterir. Eğer kullanılan malzemeye, kapıların şekline, tavana, giriş kapısına, dekorasyonuna, süslemelerine, ölçülerine, pencerelerine vb. ayrıntılara dikkat ettiyseniz, bina hakkında daha fazla bir kavrama sahip olduğunuzu görürsünüz.

Bizim için önemli olan, algılama yeteneklerinin hızlandırılmasıdır. Böylece herhangi bir konunun veya cismin, önemli noktalarını gözlemeye ve sonuçta gözlediklerimizden önemli bilgiler çıkarma yeteneğine sahip olmaktır. Algılama olayında dikkat ve irade çok önemlidir.

Beş duyunun fiziksel realiteyi algılamak üzere tasarlanmış olduğunu söylemiştik. Beş duyumuzla, her eylemin bir sonucu olduğunu ve sonucun bir nedenden kaynaklandığını görürüz. Ama bunun ötesinde çok duyulu insan olmakta vardır. Buna evrensel bilgiler ışığında kendimizi geliştirerek ve arınarak ulaşabiliriz. Çok duyulu insanın algıları fiziksel realitenin ötesine doğru uzanır. Ve beş duyunun ötesinde olan bir çok şeyin farkındalığını yaşamaya başlar. Dolayısiyle bizler, beş duyulu insandan çok duyulu insana doğru tekâmül etmekte olan varlıklarız.

Yükselmekte olan ruhlar, bir müddet sonra duyuların (yani beş duyunun) kendilerini, madde evrenine hapsetmiş olduğunun farkındalığını yaşarlar, tıpkı egoları gibi. Ve bundan kurtulmak isterler. İlerlemek ve arınmak için bundan sonra gelecek adımın bilinçlenip, bilince varıp bunu aşmak olduğunu bilirler. Egoyu ve beş duyuyu, her duyguyu, pozitif ve negatif her yansımayı aşıp, duyu ötesine geçmenin gerekli olduğunu hissederler. Arınma ve yükseliş ancak böyle olur.

Derleyen: Erol Yurderi

01/07/2007 Posted by | - Beş duyu ve algılamanın önemi, RUHSAL GELİŞİM | 1 Yorum

   

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 86 takipçiye katılın