BUGÜNÜ YAŞAMAK

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki, zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şeyi icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıklıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bugününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü, eline yüzüne bulaştırdı. Mutsuz oldu insan…
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bügünü hiç yaşayamadı. Ne yarın, ne de dün!…
Internetten
Bu yazıya aşağıdaki şu cümleleri eklemek isterim ; her an hâl’i yaşamalıyız derim.
“Mâziyi düşünmeden, hâli değerlendiren, istikbâli de kazanır.”
“Geçmişe dönülemez. Gelecek beklenir elbet, geleceğinden. Ancak hâl, hayırla işlenebilir oya gibi.”
SORUNLARINIZA BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN

Hayatın akışı içinde karşılaştığımız zorluklar ve karışıklıklar, kısaca sorunlar, yaşamımızın birer parçasıdır. Bu sorunlar içinde boğulmak veya çözüm bularak huzura kavuşmak, bizim sorunlara bakış açımız ile çok ilgilidir.
Eğer, evrensel yasa olarak, sorun olarak karşılaştığımız her olayın aslında bir imtihan ve sonuçta bize bir farkındalık yaşatacağı düşüncesini temel alırsak, hem sorunun bizim üzerimizde yapacağı yıkıcı etkilerden kendimizi uzak tutmuş, hem de olgunlaşma yolunda ileriye doğru bir adım daha atmış oluruz. Bakın bu konuda bir rehber varlık şöyle diyor: “Hayat olgunlaşmak için, imtihanlar çözülüp anlaşılmak için tertiplenmiştir size. Dolayısiyle onlardan kaçmak, kurtulmak istemek niye?. Her geçiştirdiğiniz imtihan, her savuşturduğunuz olay, siz onu çözümleyene kadar değişik çehrelerle defalarca karşınıza çıkacaktır, giderek ağırlığını ve dozunu arttırarak.”
Biliyoruz ki, Yüce Yaradan her insana kaldırabileceği kadar zorluk, imtihan vermektedir. Çünkü “O” abes iş yapmaz. Hayatın akışı içinde karşılaştığımız her imtihanda önce “bu olay neden benim başıma geldi ve ne öğrenmem gerekiyor” diye kendimize sormalı ve sonra gerekli içsel çalışmayı yaparak bu olaydan bir ders (bilgi) çıkarmalıyız. Çünki sınanmakta bilgi vardır. Ve bu bilgi ruhumuzun malı olduğunda ise bir daha bu tür imtihanlarla karşılaşmayız. Eğer olayın üzerinde durmazsak ve olayı geçiştirirsek bu sefer yukarıda da söylendiği gibi olay, biz onu çözümleyene kadar defalarca değişik şekilde karşımıza çıkacaktır, dozunu ve ağırlığını arttırarak.
Ve yine yüce bir rehber; “Biliniz ki, en çok sınanan sınandığı kadar sevilendir aslında” demektedir. Çünki imtihan zamanında insanın bilgisi, aklı kullanma becerisi, sabrı, inancı, teslimiyeti, Yüce Alem tarafından gözlenmektedir. Dolayısıyle, imtihanlarımızı sevelim, onları çözmeye çalışalım. Fakat herşeyden önce onlara bakış açımızı değiştirelim. Zorlukları (imtihanları) olgunlaşabilmek için fırsat olarak görelim.
Erol Yurderi
-
Yeni
-
Bağlantılar