ÖYLE İNSANLAR VARDIR Kİ …
Öyle insanlar vardır ki, uykuda imiş gibi yaşarlar. Dünyaya uykuda gelmişlerdir. Belkide uykuda ayrılacaklardır. Bunların hayat plânları, ruhsal ihtiyaçları açısından en uygun düşecek bir şekilde, daha yüksek varlıklar tarafından düzenlenir. Yani bunlar, dünyaya gelmeden evvel bile, neye ihtiyaçlarının olduğunun bilincinde değildirler. Her insan için, alışılmadık bir âleme uyum kaçınılmaz olabilir. Gerekli olan çocukluk devresi ve onun yönetilme sistemi, bunların ömürleri boyunca devam eder. Dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bu çeşit insanlar, ömürlerinin yarısını ana-babalarının yönetiminde, diğer yarısını da, telkin edilen hazırlop düşüncelerin rehberlik ve baskısında geçirirler. Bu düşünceler ve hayat kuralları “doğru mudur, değil midir?” araştırmaya dahi gerek duymazlar. Bunlar, toplumsal sınavlara tutulurlar. Mutlu varlıklardır. Fakat mutluluklarını idrâk edemezler. Kendilerini aşamayan hesapların içinde boğulmuşlardır.
Bir başka grup vardır ki, yine uykuda imiş gibi dünyaya gelip giderler. Bunlar, hayvanlık mertebesini henüz aşmış, içgüleriyle yaşayan, her topluma dağılmış ve her toplumun adliyesini uğraştıran geri tiplerdir. Kâtildirler, hırsızdırlar, dejenere, psikopatdırlar. Hapishânelerin ve islahhanelerin doldurulmasına yararlar.
Üçüncü bir sınıf insan vardır ki, inançların esiri değildir. Her an kendini fethetmekle meşguldur. Ve her an, nefsine karşı bir başarının gururunu veya bir yenilginin acısını taşır. Peygamberler peygamberinin; “Bu savaşı bitirdik, asıl büyük savaşa dönüyoruz” deyişi bu yönden anlamlıdır.
Demek ki: İlk iki grup, nefis savaşını bir bilinçli otomatizm içinde gerçekleştirmektedir. Kânunlar, düzenler bunlar içindir. Bunların içgüdüsel amaçları bilinçten mahrum olduğu için, hem kendilerine hem etraflarına zarar verebilirler. Bu yüzden ana-babanın, öğretmenin, kanunun ve Allah’ın korkusu tepelerindedir. Ve onlar buna muhtaçtırlar. Yaptırımı olan inanışlar, öte aleme ait ve ödül ve ceza endişesine varmasa bile, bunlar için gereklidir. Dinin, ahlâk için zorunlu oluşu, yine bu büyük kitle içindir.
Asıl insan ve diğerlerine nazaran zavallı ölçü ile “üstün insan” diyebileceğimiz topluluk, azınlığı oluşturur. Bunlar, büyük çilekeşlerdir. Toplumların kaderine hâkim oldukları zaman, toptan yıkıma veya mutluluğa sebep olabilirler ve sorumlulukları da o oranda büyüktür. Ve bunun farkındadırlar. Bu kadere hâkim oluş, bu kitlelerin gidişindeki rol, her zaman siyâsi ve askerî olmayabilir. İlim yolunda, düşünce yolunda, ahlâk ve kurallar yolunda öyle aşamaları ve öyle anlayışları işâret ederler ki, bu, bir siyâsinin veya kumandanın rolünden daha önemli ve etkili olabilir. Siyasetçileri ve kumandanları besleyen düşünceler bunların kafasından çıkar ve etkileri o kadar sessizdir ki, asırlara yayılabilir. Bir söz, bir kitap, bir örnek beşyüz sene sonrası için bile fonksiyonunu yerine getirebilir ve uygulayıcısını bulabilir. Bunların sorumluluğunu düşününüz!.. Ne geniş epröv (sınav) dairelerinin içindedirler ki, dünyadan ayrılalı asırlar dahi geçmiş olsa, adımlarının sonuçları onları kovalar.
15.10.1952
BİLGE VE BİLGELİK
Günlük dilde bilge kelimesi, dünya ile uyumlu, kendi kendine yeterli, bilinçli yaşayan ve eylemlerini düşünerek yapan insan anlamına gelir. Eş anlamlısı da, akıllı ve bilgili insandır.
Bilge, her şey hakkında doğru ve akla uygun karar verebilen bir kimsedir. Bilge, iç çalkantılardan ve ihtiraslardan arınmasını bilen akıllı bir kişidir. Bilgenin en büyük özelliği, her konuda ölçülü olmasıdır. Bilgelik ise, bilge kişinin özelliğidir. Genel olarak insanın bilinçli yaşaması anlamına gelmektedir. Kişi bilgi edinerek bilge olamaz; ancak bilgiyi iyi uygulayabilir ve hayata geçirebilirse bilgelik yoluna girebilir.
Bilge, çok iyi derecede bilen, kendine hakim, bildiğini kendisi ve başkaları için faydalı olacak şekilde kullanabilen kişiye denir. En önemli özelliği erdemli oluşudur. Çok iyi muhakeme etme ve yargılama gücüne sahiptir. Çünkü bilge, öğrendiklerini kendi özü ile irtibatlandırır. Karşılaşılan büyük sorunlar karşısında insanları ferahlandırır. Bu özellikleri ile bilge, bilginden farklıdır.
Genel olarak kendi dışındaki nesnelerin, insanların ve olayların bilgisine sahip olana bilgin, kendini bilene de bilge denir. Bir takım bilgileri hafızaya yerleştirmek, kişiyi bilgelik yoluna götürmez; hatta öyle bilgiler vardır ki kişiyi bilge yapması bir yana, onun için bir yüktür. Bu yüzden bilge kendine faydası dokunmayacak bilginin peşinden koşmaz. Aynı olaya bilge ile bilgin farklı şekilde bakarlar. Bilgin, bazen olaylara olumsuz anlam yükleyebilir ve sonuç iyi olmayabilir. Oysa bilge, her olaydan ders alır ve olayları kendi bilincini arttıran bir araç olarak görür. Bilgeye göre her insan ve her olay, herkes için bir öğretmendir. Bilge, olaylara mümkün mertebe tarafsız bir şekilde yaklaşır. Genellikle hiçbir şeye itiraz etmez. Her şeyin kendisine ve insanlığa vereceği katkıyı düşünür.
Bilgelik her şeyden önce yüksek şuurluluk halidir. Bu haldeki insan, her şeyin insanın tekâmülü için olduğunu fark eder. Kötü olarak nitelenen olaylardan bile ders alır. Bilgenin kötü olaylardan aldığı ders, sıradan insanın iyi olaylardan aldığı dersten fazladır. Her olay, farklı realitedeki insanlara farklı ders verir. Aklını kullanamayan, olaylardan çok az ders alır. Bilge ise, olayları kendini geliştirme fırsatına dönüştürür. Hiçbir şeyi önemsiz diye atlamaz. Bu şekildeki bakışı ile bulunduğu ortama yüksek bilinç getirir. Onun bulunduğu ortam çok yüksek ışık veren bir ampulle aydınlatılmış gibidir. Aydınlanmış ortamda bulunan bütün insanlar da aydınlanmış olur. Bu yönü ile bilge, iş olsun diye değil, kendisine ve diğer insanlara faydalı olan bilgileri taşır.
Bilgeliğe yönelmiş bir kişi her düşünce ve eylemi iyi yanından ele alır. O evrendeki mükemmelliği fark etmiştir. Bu bilinçle evreni daha da iyileştirmeye çalışır. Öncelikle iyi bir insan olmanın yollarını arar.
Bilgelik, bilincin yükselmesi ile başlar. Bu bilinç yükselmesi ile kişi, hayatın bir savaş alanı olmadığını, bir gelişim süreci olduğunu fark etmeye başlar. Bu süreçte başkalarına anlayış gösterir, onlarla her şeyi paylaşmaya çalışır. Böylece dostluk ve arkadaşlığa her gün biraz daha fazla önem verir.
Sevginin alınıp verilmesi de bilgeliğin başladığına işaret eder; çünkü sevgi ile beraber kişinin anlayış yeteneği gelişir. Bu yeteneğin gelişmesi ile birlikte kişinin zihninde “kim ve ne” olduğuna dair bir merak uyanır. İşte bu merak tüm potansiyel güçleri, harekete geçirmek üzere yerinden oynatır. Potansiyel güçlerin uyanması, kişisel gelişmeyi hızlandırır.
Bilgelik yolunu seçen insan, hayatının kontrolünü eline almış demektir. O, artık kendi hayatının efendisi olmuştur. İşlerini de mümkün olduğu kadar oluruna bırakır. Oluruna bırakmak, kişinin kendi içinde olduğu durumu fark etmesi ve bu fark ettiklerine uyum sağlamasıdır. Bu süreçte kendini zorlama yoktur. Kendini geliştiren birey, her zaman “olmakta olan” kişidir.
Her insan bilgelik kapasitesine sahiptir. Ancak bu yüksek bilinç seviyesine ulaşmak belli bir zaman ve enerji harcanmasını gerekli kılar. Çaba sarf edilmezse kişinin içinde bulunan bu gizli ışık söner. Işığı söndürmemek için insanın yapısında bulunan ve bir araya geldiklerinde bir güç oluşturan sevgi, dostluk ve yardımlaşma gibi insanî özelliklerin geliştirilmesi şart.
Bilgelik, kişiyi üretken olmaya teşvik eder. Bu bakımdan toplumlar için bilgeliğin önemi büyüktür. Bir toplumda bilge insanların sayısının artması, o toplumun her alanda gelişmesini sağlar.
Derleyen: Erol Yurderi
Kaynak: Bilgeliğe Yöneliş
Dr. Zülfikar Özkan
Hayat Yayınları, İstanbul, 2000
NEŞELİ OLMANIN GÜCÜ
“Siz önce güleryüzlü olmayı öğreniniz. İşte o zaman, alnınızda çizgiler olmaz. Ve işte o zaman, bir gönüle girmenin anahtarı elinizdedir.”
“Güleryüz, önce konuşan dilden önemlidir. Daha sonra dilinizle gözleriniz gülsün.”
(Ruhsal bir bilgiden)
Dünya kederlerle, yoksulluklarla, hastalıklarla o kadar dolmuştur ki, ruhlarımıza çöken kara bulutları dağıtacak bir güneşe ihtiyacımız vardır. Dünyanın sevinç ve neşe ekici insanlara ihtiyacı vardır; yükselten ve ferahlandıran, ümit ve cesaret telkin eden insanlara.
Neşeli bir ruh ne büyük bir zenginlik hazinesidir!. İyimser olabilmek kıymetli bir mirastır!. Zira sükûnet ve barış daima onunla beraberdir. Onun ışığı etrafındaki gölgeleri kovar; kederli kalpleri aydınlatır. Onun kudreti ümitsizlere bile sevinç ve cesaret getirir. Hele iyimserlik özelliği, sevimlilik, nezaket ve yüz güzelliğiyle bir arada bulunursa, yer yüzünün hiçbir hazinesi bununla kıyaslanamaz. Bu paha biçilmez nimeti elde etmek sanıldığı kadar zor değildir; zira neşeli bir yüz, sıcak ve cömert bir kalbin yansımasıdır. İçteki güneş, ilk önce yüzde değil ruhta doğar, oradan yüze yansır. Yüze parlaklık ve çekicilik veren tatlı gülümseme içimizdeki güneş ışığından başka bir şey değildir.
Karşılaştığımız insanlara sempati ve ilgi göstermelisiniz. Herkes için iyi düşünceler ve duygular beslemelisiniz. Kendinizde bulunan iyi özelliklerimizi geliştirirseniz, başkalarının güzel ve asil duygularını anlamaya ve bu duyguları onlarda da yaratmaya güç kazanabilirsiniz.
Güneş gölgeleri kovduğu gibi, neşeli insanlar da ilişkide oldukları insanlardan kederi, tasa ve kaygıyı kovarlar. Neşeli insanlar somurtkanların bulundukları bir ortama girdikleri zaman, bulutlar arasından parlıyan güneş gibi ışık şaçarlar. Herkes yeni geleni görmekten huzur duyar; diller çözülür; ortam neşe ve sevinçle parlar.
Neşeli olabilmek hayatınızda kendinize ve başkalarına yapabileceğiniz iyiliklerin en büyüğüdür. Böyle bir ruh hali, yapacağınız her atılımda, mesleğinizde de sizi başarıya götürecektir. İşler, siz aramadan, kendiliğinden size gelecektir, dostlarınız sizi arayacaktır, toplum bütün kapılarını size açacaktır. Çünkü neşeli bir mizaçta çekim gücü vardır. O hayatın iyi şeylerini çeken bir mıknatıstır.
Derleyen: Erol Yurderi
Kaynak : Her İnsan Hükümdardır
Orison Swett Marden
-
Yeni
-
Bağlantılar


